Haberin Devamı
Amerika’da bir düşünce kuruluşunda, Hudson adlı enstitüde Türkiye üzerine bir toplantı yapıldı. Öğrenildi ki bu toplantıda çok karamsar senaryolar üzerine fikirler yürütülmüş.
Bu toplantıya bazı asker kişilerin katılmış olması da dikkat çekti. Genelkurmay’dan dün yapılan açıklamada ise senaryoların konuşulduğu toplantıda askerlerin bulunmadığı bildirildi.
Toplantıda üzerinde konuşulan senaryo oldukça karanlık ve Türkiye’nin büyük bir kaosa sürüklenmesi ihtimali üzerine kurulu.
Bu senaryo basına yansıyınca üzerine birçok yorum yapıldı. Ancak yorumların önemli bölümü o toplantıya katılanlara ve fikir yürütenlere kızmak şeklinde oldu. “Nasıl ülkemiz hakkında böyle şeyler konuşulur!”
Neden konuşulmasın? Eğer ülkemizde büyük bir siyasi krizin işaretleri varsa ve siyaset duruma hakim görünmüyorsa her şey konuşulur.
Toplantıya yönelik tepkiler arttıkça ortaya daha garip bir durum çıktı, haberi veren gazeteci suçlanmaya başladı. Bu, gerçeklerden kopmanın son aşamasıdır. Gazeteci görevini yapmış, toplantıda konuşulanları öğrenmiş ve Türk kamuoyuna iletmiştir.
Bu tür senaryolar gündeme gelince konuşanları ya da bunları aktaranları suçlamak en kolayıdır. Böylece insanların dikkati böyle konuşmaların yapılmasına neden olan şartların varlığından uzaklaştırılmaya çalışılır. Olay “kim vardı”, “kim sızdırdı”, “kim aktardı” gibi esasla ilgisi olmayan ve esasın gözden kaçırılmasını sağlayan anlamsız sorular ve tartışmalara çevrilir.
Meselenin esası, Türkiye içinde, Türklerin, Türkiye’yi yönetenlerin yaptığı yanlışlar dolayısıyla dünyanın “Bu ülkede ne oluyor, ne olacak?” sorusunu sormaya başlamış olmasıdır.
Suçu bu soru çevresinde en uçtaki fikir idmanlarını yapanlarda aramak yerine gerçek suçluları Türkiye’nin içinde aramalıyız.
Türkiye’de bir cumhurbaşkanı seçimi yapılamadı ve siyasi krize girildi. Seçimin bu krizi sona erdirmesi ihtimali de zayıf görünüyor.
Yükselen terör, Kuzey Irak ve savaş tartışmaları, cumhurbaşkanının seçilmesi ihtimalinin bu kez de zayıf oluşu ve ufukta bir seçim daha görünmesi siyasi krizin devam edeceğini gösteriyor.
Türkiye’yi bu krizden çıkaracak olan, güçlü; sadece sandalye sayısı ve alınmış oy açısından değil, fikir ve ufuk açısından da güçlü bir yönetimdir. Böyle bir yönetim oluşmadığı sürece de sadece Amerika’da değil, dünyanın dört bir köşesinde Türkiye ile ilgili karanlık senaryolar üretilmeye devam edecektir.
Bu senaryolar da aslında en fazla Türkiye içinde üretilecektir. Türkiye’yi yönetemeyenlerin bunlara kızmaya hakkı yoktur. Bu senaryoların çoğalması onların Türkiye’yi yönetemediklerinin en açık kanıtıdır.

