Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleşmesine ilişkin protokoller tahmin edilmesi güç olmayan tepkilerle karşılaştı.
Aslında Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkileri bozan üç konudan söz edilebilir.
Birincisi, Ermeni milliyetçilerinin Türkiye ile sınırı tanımaması ve gerçekleşmesi mümkün olmayan talepleri tekrar etmesi.
Bu sorun son protokolün anlaşmaya dönüşmesiyle sona erecektir.
İkinci konu, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’daki Ermenilerin güvenliği gerekçesiyle uyguladığı işgal ve yine güvenlik gerekçesiyle bu işgal alanını genişletmiş olması.
Bu mesele Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki bir meseledir, ancak Türkiye Azerbaycan ile tarihi bağlar dolayısıyla taraf olarak konuşmuş ve davranmıştır.
Dağlık Karabağ konusunda Azeri-Ermeni görüşmeleri iniş çıkışlı olarak sürüyor, bu görüşmelerden de son zamanlarda bazı olumlu işaretler alındı. Bu işaretlerin en açık olanı, Türkiye-Ermenistan protokolü dolayısıyla Azerbaycan’ın resmi tepkisinin gayet serinkanlı oluşudur.
Türkiye ile Ermenistan arasındaki “gerçek” sorun, aslında 1915 Ermeni tehciridir. Özellikle ABD ve Fransa’daki Ermenilerin çabasıyla bu tehcirin bir “soykırım” olduğu kanaati bütün dünyada büyük ağırlık kazandı. Türkiye’nin resmi politikasının, diğer önemli meselelerdeki gibi aslında “politikasızlık” olması ve “Asıl Ermeniler Türkleri öldürdü” gibi zayıf bir iddia üzerine oturtulması “soykırım” ın ağırlığını pekiştirdi.
Son protokolde tehcir-soykırım konusu şöyle ifade edilmiş: “Mevcut sorunların tanımlanması için tarihi kayıtların ve arşivlerin tarafsız ve bilimsel bir biçimde incelenmesini de içeren (...) diyalog kurulması.”
Bunun için bir “tarih alt komisyonu” kurulacak. Alt komisyondan sonra ve eğer burada büyük kavga çıkmazsa, bir “asıl” komisyon kurulacak. Böylece “1915 tehciri sadece sonuçları istenmeyen bir tehcir olayı mıydı, yoksa gözle görülür bir soykırım mıydı” tartışmasının “resmi” çerçevede incelenmesine devam edilmesi öngörülüyor.
Bir tarihi olayın gerçek boyutlarının resmi komisyonlara havale etme yoluyla ortaya çıkarılması mümkün değildir. Bu alt ve üst komisyonlardan çıkacak herhangi bir kararın kimseyi etkilemesi de pek mümkün değildir.
Türkiye ve Ermenistan, eğer 1915 meselesinin zaman içinde daha da açıklığa kavuşmasını istiyorlarsa, bütün tarihçilere, taraflı ya da tarafsız bütün araştırmacılara bütün arşivlerin açılmasını taahhüt etmelidir.
Bu olayda her iki taraf da kendi resmi tezlerine herhangi bir halel gelmemesi için arşivleri tam olarak açmakta tereddüt ediyor. Ama Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkileri barış, dostluk ve işbirliği düzeyine çekme konusunda ortak bir siyasi irade varsa, her iki taraf da devlet olarak tarihi araştırmalardan ellerini çekmek, sadece bütün arşivleri açmak durumundadır.
Çok önemli bir tarihi olayı devletlerin kuracağı resmi komisyonlar eliyle ve “tarafsız” kelimesini çok fazla vurgulayarak halletmek mümkün değildir. Kaldı ki bütün arşivlerin tam olarak açılmasıyla bile her iki görüş de kendisini destekleyen birçok bulguya ulaşacaktır.
Devletlerin güdümünde yazılmış resmi tarihleri birilerine kabul ettirmek çoktandır mümkün olamıyor, bu durumda da yapılacak tek doğru iş, tarihçilere imkân vermek ve tarihçileri “bizden-onlardan” diye ayırmadan izlemektir.

