Kıyı başka, deniz başka

Adam hiç yüzmemiştir, denizin sığ köşelerinde biraz ıslanmıştır, çimivermiştir... Sonra bir gün yüzenleri izler, "Ne var ki yüzmede, bir sağ bir sol, biraz da ayak çırpma" der ve denize atlar.

Haberin Devamı

Adam hiç yüzmemiştir, denizin sığ köşelerinde biraz ıslanmıştır, çimivermiştir... Sonra bir gün yüzenleri izler, "Ne var ki yüzmede, bir sağ bir sol, biraz da ayak çırpma" der ve denize atlar. Olayın sonunda adam boğulmaktan güçlükle kurtarılır.

AKP hükümetinin bütün önemli meselelerde, hatta birçok az önemli meselede sürekli olarak sağa sola savrulması ilk kez yüzmeye kalkan adamın haline benziyor.

Demokratik düzene geçildiğinden bu yana, 1950'den itibaren yaşanan iktidar değişikliklerine bakıldığı zaman bir tek AKP'nin hiç yüzme bilmeden, hiç tecrübesi olmadan suya atladığını görüyoruz.

DP, Demirel ve Özal
1950'de Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde çıkmıştı ve önceden en üst düzey görevler yapmış bir kadroya sahipti.

1965'te Demirel, Demokrat Parti mirasıyla ve birikimiyle, kamuyu iyi bilen bir kadroyla gelmişti.

1983'te, bürokrasiden gelmiş olan Turgut Özal hem Demirel'in sağ kolu olarak, hem Devlet Planlama Teşkilatı'ndaki çalışmaları, hem de askerlerin baş ekonomi danışmanı olarak "yüzmenin birkaç türünü" öğrenmiş bir durumda iktidar olmuştu.

Sürekli çırpınma hali
AKP'nin ilk iki ayında olup bitene baktığımızda ise, tecrübe ve birikim yokluğunun bütün emarelerini gördük.

Avrupa Birliği'nde tarih almada, "biz de yüzeriz" havasıyla çıta fazla yükseğe konuldu.

Kıbrıs meselesinde, yine suya fazla çabuk atlandığı için geri çıkılmak zorunda kalındı.

ABD'nin Irak savaşında Türkiye'nin ne ölçüde rol alması gerektiği ya da rol alıp almaması konusunda sürekli bir dalgalanma yaşanıyor. Tabiî ki burada hükümet "suya" kendi isteğiyle girmedi, "itildi". Ama çırpınmaya devam ettiği görüntüsünü değiştiremiyor.

Birkaç örnek...
IMF ile ilişkilerde, ekonomik programın ve temel yapısal reformların nasıl devam ettirileceği konusunda net bir tavır görülmemektedir. Bunun örnekleri zorunlu tasarruf olayı, emekli zammı ve ihale yasası'dır.

Ekonomide "kalıcı bir güven ortamı" nin sağlanmamış olmasını, faizlerin neden düşmediğini Hükümet henüz anlamış gibi görünmemektedir. Bu, "mütereddit" havayı elbette ekonomi dünyasının içinde bulunan herkes görmektedir. Buna karşılık durumu tam kavramayan hükümet sözcüleri "faiz çetesi" gibi suçlamalarla Bülent Ecevit'i hatırlatan "çırpınmalar" içinde kalmaktadır.

Fırsatlar ülkesinde...
Daha birçok örnek vardır. Örneğin dün "türban affı"nı sağlayan öğrenci disiplin cezaları affına ilişkin madde Meclis Komisyonu tarafından uyum paketinden çıkarıldı.

Hiçbir kurumda, şirkette belli bir deneyimi olmayan, daha önceki görevlerinde başarısını kanıtlamış olmayan bir kimse önemli bir göreve getirilmez.
Ama Türkiye fırsatlar ülkesidir, herkes bakan olabilir, başbakan olabilir.

Denize atlamak, az yüzme bilenler için bir cesaret meselesidir. Ama hiç yüzme bilmeyenin "Ben de yaparım" diye denize atlamasının sonucu her zaman bellidir.

DİĞER YENİ YAZILAR