Haberin Devamı
Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinde bir kez daha “kritik” haftaya giriliyor. Bu haftanın sonunda Avrupa Komisyonu’nun aldığı “tavsiye” kararı “kesin” karara dönüşecek.
Avrupa liderlerinin önünde birkaç ihtimal var:
1- Komisyon’un 8 madde için görüşmelerin dondurulması önerisi onaylanabilir.
2- Bu konu başlıklarının sayısı daha da artırılabilir.
3- Avrupalı liderler müzakerelerde böyle bir kesintiye gidilmesine şimdilik gerek olmadığına ve konunun bir sonraki zirveye bırakılmasına karar verebilir.
Üçüncü olasılık şu anda en zayıf olanı. Bu olasılığın güçlenebilmesi için, Ankara’nın bazı adımlar atacağına ilişkin “hareketler” yapması gerekiyor.
İkinci olasılık ise Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde olabilecek en ciddi kaza anlamına geliyor.
Bu “kaza” eğer gerçekleşirse, sorulması gereken çok açık bir soru var: Türkiye-AB ilişkilerinin donması kimin çıkarınadır?
Avrupa’da ve Türkiye’de, ortak noktaları Türkiye’nin Avrupa dışında kalması olan siyasi çevreler bir “zafer” kazanmış olacaklardır.
Avrupa açısından bakıldığında, bu kaza en açık şekilde Birliğin bir Hristiyan birliği olarak kalmasının onaylanması anlamına gelecektir. Bu, en temel siyasi sonuçtur.
Avrupa açısından ekonomik sonuç ise Türkiye gibi dinamik ve hızlı gelişen bir toplumunun getireceği katkılardan uzaklaşılmasıdır.
Avrupalı liderler bu iki “fayda”dan vazgeçmeye karar verdikleri anda sonuçlarına da katlanacaklardır. Çünkü bütün dünya bu tercihi Avrupa Birliği’nin de uygarlıklar savaşında taraf olduğu şeklinde algılayacaktır. Bunun bir anlamı da Avrupa Birliği’ni yaratan temel değerlerin değişmesidir.
Türkiye açısından ise sonuç yine belli: Türk toplumunun ekonomik, hukuki ve toplumsal ilerlemesini hızlandıracak reformlar yavaşlayacak, Türkiye yine içine kapanmış bir Orta Doğu ülkesi olma sürecine girecektir.
Bu da kuşkusuz, hiçbir Türk vatandaşının çıkarına değildir.
Türkiye’nin dışlanması ile Kıbrıs sorununun çözümleneceğini sananlarsa şiddetle yanılıyor. Çünkü bu sorunun nihai çözüm ortamı da herkesin yerini aldığı bir AB ve onun ilkeleridir.
Avrupalı siyasiler, Türkiye’yi kaybetmekle uğrayacakları zararları görmek zorundadır. Türkiye’de bu kazanın yaratacağı büyük sıkıntıları görenler var. Hükümet de şu andaki krizi bu açıdan görmek zorundadır.
Türkiye AB ilişkilerinin kazaya uğraması hiç kimsenin çıkarına değildir.

