Önümüzdeki 60 gün boyunca en temel uğraşımız “seçim tahminleri” olacak. Siyasi partilerin dışında da seçim araştırmaları yaptırılacaktır. Herkes bu araştırmalardan kendi tahminine uygun olanı beğenecek, olmayanı suçlayacak.
Bundan sonra seçmen tercihlerini belirleyecek önemli bir gelişme olması da zor görünüyor. Dolayısıyla halk bugüne kadar oluşmuş kanaatlerine ya da bugüne kadar ortaya çıkmış verilere göre oy kullanacak.
Her parti için 60 gün boyunca sürekli puan tahminleri yapılacak. Ancak bu tahmin ya da araştırma sonuçlarının ötesinde seçmen tercihleri üzerinde etkili olması gereken asıl soru şu:
Ülkeyi kimin yönetmesini istiyorsunuz?
Bu basit ve doğru sorudan yola çıkıldığı zaman ortaya çıkabilecek seçenekler de aşağı yukarı belli.
*Birinci seçenek, AKP’nin tekrar tek başına iktidar olmasıdır.
Diğer seçenekleri de sıralayalım:
*AKP ile Demokrat Parti (DYP-Anavatan ittifakı) koalisyonu.
*DP ile CHP’nin koalisyonu.
*DP ile CHP ve MHP koalisyonu.
*DP ile CHP ve Genç Parti’nin koalisyonu.
*CHP-MHP-Genç Parti koalisyonu.
Bunlar, Meclis’e üç partinin (AKP, CHP ve DYP-Anavatan), dört partinin girmesi (artı MHP) ya da beş partinin girmesi (artı Genç Parti) halinde ortaya çıkabilecek hükümet ihtimalleridir.
Seçimde hem MHP’nin hem de GP’nin yüzde 10 barajı aşmasının güç olduğunu göz önüne alırsak CHP-MHP-Genç Parti koalisyonu en uzak ihtimal gibi görünüyor.
Sonuçta ortada bir tek parti hükümeti ile dört koalisyon ihtimali bulunuyor.
Bu ihtimalleri sıralarken CHP’nin asla AKP ile işbirliği yapmayacağını, aynı şekilde Meclis’e bağımsız adaylarla girecek DTP’yi de diğer partilerden hiçbirinin iktidar ortağı yapmak istemeyeceğini göz önünde tutuyoruz.
Son haftalarda Türk toplumu gereksiz gerilimler içine girdi, sokuldu. Tabii ki bu gerilimlerden sorumlu tutacağı siyasiler olacaktır. Ancak bu seçimde kullanılacak oylarla ortaya çıkacak hükümet ihtimallerini birinci mesele olarak görmek gerekiyor. 1999’da ve 2002’de Türk halkı oylarını cezalandırma yönünde kullanmıştı. 1999’da Tansu Çiller, Necmettin Erbakan ve Deniz Baykal seçmen tarafından evlerine gönderildi. 2002’de ise evlerine gönderilme sırası Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli’ye geldi.
Bu seçimde de bir kesim seçmen “Bunlar gitsin de kim gelirse gelsin” mantığıyla oy kullanabilir. Ancak oyunun yönünü belirlerken ortaya çıkacak iktidar ihtimallerini de göz önüne almak zorundadır.
Not
Birleşik pusula savaşı
Bağımsız adayları da birleşik oy pusulasına koymaktaki amacın DTP’nin bağımsız adaylarına zorluk çıkarmak olduğu biliniyor. Bu yöntemi bulanlar DTP seçmeninin önemli bölümünün okuma-yazma sorunu olduğu tespitinden hareket etti. Ancak DTP’nin de bu sorunu aşabilecek ya da en aza indirecek şekilde çalıştığı anlaşılınca bu seçmenin kafasını karıştırmak için DTP’nin bağımsız aday göstereceği bölgelerde birkaç bağımsız aday daha gösterme fikri ortaya çıktı. Dolayısıyla, oy pusulasının sonunda altı-yedi isim arka arkaya yer alacak, okuma-yazma bilmeyen seçmen de bunları birbirine karıştırıp oyunu ziyan edecek.
DTP de bu engellemeye karşı bir “intikam” yöntemi buldu: Her bölgede olabildiğince çok bağımsız aday göstermek ve oy pusulalarını bir buçuk iki metreye kadar uzatmak.
Bu meselelere kafa yoranların sorunu aslında birbirleriyle değil, demokrasiyle. Demokrasinin temel kuralı olan “halk iradesi”ni unutanlar böyle işlerle uğraşadursun. Ancak bu küçük numaraların asıl sorunları çözmeyeceğini, tam tersine, yeni sorunlar getireceğini bir gün görseler herkes için iyi olacak.

