Türkiye’nin Kuzey Irak operasyonuyla ilgili olarak Batı’dan ilk günden itibaren gelen “şartlı destek” havası yerini “haydi çıkın”a bırakıyor.
Bu aşamada herkes Kıbrıs’ı hatırlıyor. Kıbrıs’ta Rumlarla Türkler, İngilizlerin adadan ayrılmasının ardından bir ortak bağımsız cumhuriyet inşa etmeye çalıştı. Ancak bu ortaklığı en başta zehirleyen Rum milliyetçileri oldu. Önce 1963’te saldırdılar. O sırada Türkiye ABD baskısı nedeniyle müdahale edemedi.
Asıl savaş 1974’te koptu. Bu kez yine radikal milliyetçi Rumlar, bir darbe girişimiyle Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama ve Türkleri terörle kaçırma operasyonuna girişti.
Ecevit başbakandı; hızla müdahale kararı aldı, Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’a çıkarma yaptı ve önce Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde güvenliği sağladı.
Görüşmeler İngiltere üzerinden yapılırken bazı askeri gerekçelerle ikinci harekât başladı ve Türk askeri Rumların da yoğun olduğu bölgelere girdi.
O günden itibaren de, Kıbrıslı Türklerin can güvenliği için haklı bir müdahalede bulunan Türkiye’nin yerini “işgalci Türkiye” aldı.
Arkası da Birleşmiş Milletler’in Türkiye aleyhindeki kararları ve ambargo olarak geldi. Bu 35 yıl boyunca bütün dünya Kıbrıs’ı Türk işgali altında bir ada olarak gördü.
Ankara’nın resmi politikaları sürekli başarısız oldu. Türkiye ve KKTC dünya kamuoyunda sürekli olarak “uzlaşmaz” damgası yedi.
Kıbrıs olayının 34 yıllık özeti, soruna sadece askeri açıdan bakan Ankara’nın tam başarısızlığıdır.
Bu başarısızlığın manevi yüklerinin yanında ağır maddi yükleri de vardır.
Türkiye’nin Kuzey Irak’a askeri müdahalesi kaçınılmaz olarak dünyaya Kıbrıs’ı hatırlattı. Çoğu yayın organında, hiç ayrıntıya girilmeden “Türkiye’nin Kıbrıs’taki işgali halen devam ediyor” şeklindeki basit bir formül kullanılmaya devam ediyor.
Ankara bu operasyon için ABD’nin desteğini ve Avrupa’nın en azından “tepkisiz” kalmasını sağlamıştı. Ama anlaşılıyor ki operasyon devam ettikçe ABD ile sorun yaşanacak, Avrupa’da da Türkiye’yi dışarıda bırakmak isteyen güçler ciddi bir bahane bulmuş olacak.
Siyasi ve sosyal olaylara sadece askeri açıdan bakmak, bugünkü dünyada sürekli çözümsüzlük üretmekle eş anlamlıdır.
PKK sorunu, en ucunda askeri bir sorundur ve sorunun temeli Türkiye’nin içindedir, Kuzey Irak’ta değildir, Washington’da hiç değildir.

