Haberin Devamı
Usame Bin Ladin radikal savaşçı İslam’ın simge adıydı. Bin Ladin’in mezarı olmayacak ama yerini başka bir simge ad alacak. O yeni simgenin savaş mesajları yine dünyayı dolaşarak, fanatizmi canlı tutacak...
Bin Ladin’in ölümüyle birlikte sayısız komplo teorisi de ortalığa saçıldı. Bunların arasında Bin Ladin’in “imajını” Amerikalıların bilerek parlattığı ve artık o imaja ihtiyaç kalmamış olan bir dönemde cismini de yok ettikleri şeklinde tahliller de yer alıyor.
Bunların dayandığı gerçekler zaman içinde aydınlanır, ama Bin Ladin’in şahsı değilse de beslediği, büyüttüğü fanatizmin ABD politikalarının ürünü olduğuna kuşku yoktur...
Komünizmi yenmek için radikal İslam ile işbirliği, daha 70’li yıllarda şekillenmeye başlamıştı. Sovyetler Birliği‘nin kontrolü altındaki Müslüman ülkelerde dinin etkisi kırılmak bir yana çok güçlü olarak korunduğu gibi bu ülkelerdeki hızlı nüfus artışı dolayısıyla bir süre sonra Moskova’nın bunları tutamayacağı tahlilleri yapılıyordu.
Sovyetler’in Afganistan’ı işgaliyle bu zihin idmanları gerçeklik kazanabilecek bir ortam da bulmuş oldu. Sovyet işgaline karşı direnen Afgan güçleri sağlam bir aşiret sistemi içinde yaşayan ve dini referansları yüksek gruplardan oluşuyordu. O gruplar başta ABD olmak üzere hemen Batı’nın desteğini sağladılar. Bunların uyuşturucu işinde olmalarına da göz yumanlar tek hedefe kilitlenmişler ve radikal İslamın askeri güce sahip olmasının devamını düşünmemişler, düşünseler bile gizlemişlerdi.
Bugün Müslüman dünyanın Asya tarafında hâlâ egemen olmaya devam eden dalga, radikal İslam’dır.
Buna karşılık Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da öne çıkan kavram “özgürlük” oldu.
Bir şekilde dini referansların dışındaki kavramlarla da tanışma imkânını bulmuş olan Müslüman toplumlar bu tarafta özgürlük isterken Asya tarafında hâlen dini fanatizm ve onun türevi tepkiler geçerlidir.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki Müslüman halklar, radikal dinci hareketlerin etkisine açık olmalarına rağmen son toplumsal kalkışmalarda “özgürlük” kavramının önde durabilmesi bütün demokrasi güçleri açısından çok önemli bir şanstır.
ABD ve Avrupa’nın politika yapıcıları bu şansı desteklerken, başka bir dünyada yaşayan yüz milyonlarca insanın da yeni Bin Ladin’lerin etkisi altında kalmasının önüne geçecek politikaları üretmek zorundadır.

