Kendine kelepçe

Haberin Devamı

Bazı alışkanlıklar giderek daha da marazi bir hal alıyor; ne demokratik “açılım” lar ne de demokrasi nutukları, insanlık nutukları bunlara deva oluyor.

Bir şarkıcı hanım, uyuşturucu nedeniyle yaşadığı uzun bir tutukluluk döneminin ardından tahliye kararıyla mahkemeden ayrılıyor. Tahliye kararı çıkmış ama yine de bilekleri kelepçelenerek tutukevine götürülüyor, bürokratik işlemler tamamlandıktan sonra salınıyor.

Bu haberi, magazin değeri dolayısıyla izleyen onlarca gazeteci, foto muhabiri sayesinde öğreniyoruz ve tabii ilk akla gelen, bu örnekteki şarkıcı hanım gibi görünür olmayan yüzlerce, binlerce kişinin kimbilir ne muamelelere tabi tutulduğu...

***


Bu şarkıcı hanımın kelepçeli halinin yanında, Mardin’de polisin el koyduğu Kürtçe kitaplar haberi duruyor.

Bu işi yapan kamu görevlileri, devletin bir TV kanalının 24 saat Kürtçe yayın yaptığından habersiz olamaz. Ama ruhlarına sinmiş olan, “kitabın her durumda tehlikeli olabileceği” duygusudur. İstediğiniz kadar “memleketimizde düşünce özgürlüğü vardır” diye nutuk atın, bu kişilerin ruhsal durumlarını değiştiremezsiniz.

Kitabın tehlikeli olduğuna inanmış ruh, vatandaşların da tehlikeli olduğuna, zaten herkesin potansiyel suçlu olduğuna inandığı için “gözaltı” nı ceza gibi uygular.

Bu ruh “yargı” kavramından; “zanlı”, “sanık”, “suçlu” kavramlarının birbirinden farklı olduğundan o kadar habersizdir ki “gözaltı” nı ceza gibi uygularken, “tutukluk halini” de yargı hükmetmemiş olsa da o ruhun kendi kendisine karar verdiği bir hükümlülük durumunun infazı olarak kullanır.

***


Bütün vatandaşlarının güvenliğini sağlamak olan görevini, bütün vatandaşlarını, bütün kitapları, bütün fikirleri suçlu gibi görme tavrıyla ve cezalandırma faaliyetleriyle değiştirmiş olan bu ruh, bir süredir medyaya da fena halde taşmış durumda.

Polis savcı değildir, hâkim değildir.

Gazeteci de savcı değildir, hâkim değildir.

Ama bunu o sakat ruhun sahiplerine anlatmak kolay olmuyor.

O sakat ruh, tahliye olmuş “sanığa” kelepçe takıyor, bütün kitapları suç aleti olarak görüyor, kendisini hâkim-savcı, hukuku da kendi kanaatlerinin uygulanma alanı sayıyor.

Bu sakat ruhla yaşadığımız, bu sakat ruhu hayatımızdan atamadığımız sürece de “demokrasi” ulaşılması zor bir ufuk çizgisinden, “insan hakları” iyimserlerin inandığı bir masal olmaktan öteye geçemeyecektir.

DİĞER YENİ YAZILAR