Bir Arap hikâyesinde kendine fazla güvenen bir halifenin halleri anlatılır...
Kendine fazla güvenen bu halife kimseye kulak vermez, her şeyi kendisinin bildiğini düşünürmüş. Sadece kendisine güvenerek, sadece kendi aklını beğenerek yaşayan halife giderek daha acımasız bir hükümdar olmuş.
Fazla bilgi sahibi olmadığı olaylar hakkında da kendi başına karar veriyor, herkesi kestirmeden zindana attırıyormuş.
Bu halifenin tek eğlencesi, kişiliğine uygun olarak, sürekli iddiaya girmekmiş. İddianın şartlarını da hep kendisi belirler, dolayısıyla da hep kazanırmış... Böylece kendine güveni daha da artar, kendisini daha da çok beğenirmiş.
Halifenin iddia huyu sonunda bütün çevresindekileri yıldırmış, ne zaman bir iddiaya girmek istese herkes bir taraflara kaçışıyormuş. Zaten hiçbir konuda, hiçbir zaman kimseyi dinlemediği için de çevresinde kala kala bir avuç yağcı kalmışmış.
Halife bir gün sarayının büyük bahçesinde dolaşırken, yapılacak yeni bir bina için istiflenmiş büyük bir tuğla yığını görmüş. O anda aklına bir iddia konusu gelmiş, yanındakilere dönmüş:
* Benimle iddiaya girecek var mı? Diyorum ki, güneş batana kadar bir kişi bu tuğlaları tek başına avlunun öbür ucuna taşıyamaz.
Yanındakiler bakışmışlar. İçlerinden bunun imkânsız olduğunu düşünüyorlarmış. Başlarını öne eğip halifenin iddiasından kaçınmaya çalışmışlar. Halife meydan okuyan bakışlarla iddiasını tekrarlarken avlunun bir ucundan genç bir usta çıkmış, yanına yaklaşmış ve sormuş:
* Halifem, iddiaya giren ve kazanan ne alacak?
* Başarırsa, 10 kilo altın veririm.
* Ya başaramazsa?
* Kafasını kestiririm!
* Genç usta bir an düşünmüş, sonra konuşmuş:
* Bu iddiayı kabul ediyorum, ama bir koşul da ben öneriyorum...
* Dinliyorum, demiş halife.
* Eğer istersen bu iddiayı herhangi bir aşamada durdurabilirsin, ama o zaman bana 1 kilo altın verirsin.
Bu kez düşünme sırası halifeye gelmiş.. Bu ek kuralın ardında nasıl bir tuzak yatabileceğini hesaplamaya çalışmış.. Aklına hiçbir şey gelmemiş ama, herkesin önünde iddiadan vazgeçmiş olmamak için bu koşulu da kabul etmiş. Ve genç usta başlamış elleriyle tuğlaları taşımaya. Halife de maiyetiyle birlikte oturmuş onu izlemeye koyulmuş. Bir saat sonra tuğlaların çok az bir bölümünü taşımış olan genç usta kan ter içindeymiş ama gülümsemesi yüzünde aynı samimiyetle duruyormuş. Halife dayanamamış sormuş:
* Neden gülümsüyorsun ki? Görüyorsun kazanman imkânsız, asla başaramazsın!
* Genç usta kucağı tuğla dolu taşımaya devam ederek:
* Yanılıyorsun yüce halife, kazanacağımdan eminim.
* Nasıl bu kadar emin olabilirsin?
* Çünkü unuttuğun bir şey var ve ben o yüzden gülümsüyorum.
* Ne unuttum? Diye sormuş iyice kuşkulanan halife.
* Çok basit bir şey.
Saatler ilerliyor, genç usta umutsuz bir mücadele içinde tuğlaları taşımaya devam ediyor, ama yüzünden gülümsemesi eksik olmuyormuş. Halife de içinde yükselen kuşkuyla oturduğu yerde düşünüp duruyormuş. Daha fazla dayanamamış, tanıdığı bütün akılla insanları çağırmış, hikâyeyi onlara anlatmış, akıl sormuş... Hiçbiri halifeye dişe dokunur bir şey söyleyememiş...
Güneş iyice alçalmaya başlarken, halife dayanamamış, yine genç ustaya seslenmiş:
* Görüyorsun güneş gidiyor ve sen daha yarısına gelemedin, kafan gidecek ve sen hâlâ gülüyorsun!
Genç usta aynı gülümsemeyle cevap vermiş:
* Çok önemli bir şey unuttun...
Halifenin elleri titremeye, oturduğu yerde terlemeye başlamış ve bir süre sonra dayanamayıp ayağa fırlamış:
* Tamam tamam yeter, bu iddiayı durduruyorum! Çabuk söyle bana neyi unuttum!
Genç usta, önce 1 kilo altınını istemiş, altın gelmiş. Sonra konuşmuş:
* Çok basit bir şey unuttun... Sen de kendine güvenini kaybedebilirsin, bunu unuttun... Ve kendine güvenini kaybettin... Üstelik kendine güvenin gözünü öylesine kör etmiş ki 1 kilo altının zaten benim için büyük bir servet olduğunu göremedin...
Genç usta altınını almış ve gitmiş...
Kendine fazla güvenen halife
Bir Arap hikâyesinde kendine fazla güvenen bir halifenin halleri anlatılır...
Haberin Devamı

