Haberin Devamı
Turgut Özal 1983 seçimlerini kazandıktan sonra askerlerin kendisine iktidarı verip vermeyecekleri konusunda kuşkuluydu. Başbakan oldu, hükümet kurdu ama o günlerin heyecanı içinde şu sözü söyledi: “Benim iki gömleğim var, biri bayramlık biri idamlık...”
Demirel’i, Ecevit’i, Türkeş’i bile hapse atmış bir askeri yönetim döneminden yeni yeni çıkılırken Turgut Özal da o günün havası içinde çeşitli tedirginlikler yaşıyordu. O sözüyle bunları açığa vurdu.
Başbakan Tayyip Erdoğan da zaman zaman buna benzer sözler ediyor. İstanbul’daki Malatyalılar gecesine katıldı ve Türkiye gezilerini, en güvensiz sayılan şehirlere bile gittiğini anlatırken, “Biz kefenle yola çıktık” dedi.
Bu kefen, ölüm, idam edebiyatı, içinde bulunduğumuz coğrafyanın siyasi kültürünün önemli bir parçası olmuştur. Vezirlerin, başvezirlerin kendilerini en güçlü hissettikleri anda boyunlarına dolanan bir halatla dünyaya veda ettikleri günler uzakta. Ama Menderes ve arkadaşlarının asılmalarının üzerinden sadece 45 yıl geçti. 12 Eylül öncesinde bazı siyasiler suikastlara kurban gitti ve aslında bu olaylar 90’lı yılların başında da gazeteci cinayetleriyle devam etti.
Ölümü, öldürülmeyi siyaset oyunun bir parçası olarak korumak isteyenler kuşkusuz vardır.
Demokrasi ile yönetilen toplumlarla demokrasi dışındaki rejimlerle yönetilen toplumlar arasındaki en önemli farklardan biri de işte buradadır.
Demokrasi ile yönetilen toplumlarda siyasiler ölümden, öldürülmekten korkmaz. Yüzlerce korumayla dolaşmaz, sık sık halkın arasına çıkar, tavırları diğer üst düzey kamu görevlilerinden farklı değildir.
Ama Türkiye’de 2007 yılında Başbakan “Kefenle yola çıktık” deme ihtiyacını hissediyorsa, demokrasinin en temel unsurlarından birinin varlığından kendisinin bile kuşkulandığını, hatta demokrasinin varlığına inanmadığını söylemektedir.
Siyasetin ucunda kefen olmadığı, tam tersine görevini yapmış, kendi toplumuna bir şeyler kazandırdığına inanmış olanlar huzurlu bir emeklilik yaşayabildiğinde demokrasi vardır. İnsan hakları ve temel özgürlükler vardır. Toplumda güvenlik ve adalet duygusu vardır.
Bunlar yoksa, başbakanlar kefen edebiyatı yaparak ne kadar cesur olduklarını anlatma ihtiyacı hisseder. Siyasetin bir yanında kefen durduğu sürece de demokrasi için daha çok fırın ekmek yememiz gerekiyor demektir.
Not Cezalar artsın!
Futbol terörünü engellemek için özel yasa çıkarıldı, yine kâr etmedi. Ankara’daki son Ankaragücü-Beşiktaş maçında yaşananlar üzerine bazı yetkililer yasanın değiştirilip cezaların artırılacağını söyledi. Artırsınlar. Ama mevcut yasalarda güvenlik güçlerine direnmek, insanlara herhangi bir nedenle şiddet uygulamak, toplum huzurunu bozacak harekette bulunmak, kamu malına zarar vermek gibi onlarca suç bulunuyor. Futbol için özel yasa çıkarmaya gerek bile yoktu. Çünkü yasalarımız başkalarına vurmanın, adam yaralamanın vb. eylemlerin suç olduğunu tespit etmiştir. Güvenlik güçleri bu şahısları yakalarsa, yargı da bunlara, o suçlara ilişkin maddelerdeki cezaları uygularsa birçok sorun çözülür.
Var olanları zaten uygulamıyorsunuz, uygulayamıyorsunuz, istediğiniz kadar yeni yasa çıkarın onları da uygulayamazsınız.

