Kazanan da yok kaybeden de yok

Haberin Devamı

Hükümet’in, Başbakan Erdoğan’ın Yüksek Askeri Şûra’da kararlı davranmasını yine “AKP’nin orduyu denetimine alma girişimi” olarak görenler olacaktır.

Ergenekon davaları ile başlayan, Balyoz darbe planı davasıyla en yüksek noktasına ulaşan soruşturma süreçlerini de aynı kesim “orduyu yıpratma girişimi” olarak görmeye devam ediyor.

Bu gelişmelerdeki talihsizlik, bütün Batı demokrasilerinde “sol” kökenli siyasi iktidarların yaptıklarını, bizde siyasi İslam kökenli ve toplumun tümüne güven vermeyi başaramamış bir siyasi partinin yapmaya çalışmasıdır...


***



1960 darbesinin ardından, Milli Birlik Komitesi yeni bir sistem kurarken, Silahlı Kuvvetler’i “sivil siyasetin denetiminin” dışına çıkaracak tedbirleri almıştı.

Yarım yüzyıl sonra ilk kez Türkiye’de Silahlı Kuvvetler’in icraatları tartışılmakta, Genelkurmay eleştirilebilmektedir. Böyle bir aşamaya varılmış olmasında, çeyrek yüzyıllık terörün tümüyle askeri çözüme ve askerin sorumluluğuna bırakılması fakat terörün sonuna varılmamış olması da bir etkendir.

Bu arada inanılmaz belgelerin ortalığa saçılması ve bunların karşısında Genelkurmay’ın zor savunma pozisyonlarında kalması da Silahlı Kuvvetler’i çok yormuştur.

Cumhuriyetin kuruluşundan beri görmezlikten gelinmiş, yok sayılmış meselelerin, kangren haline dönüştüklerinde sivil siyasiler tarafından askerin sorumluluğuna terk edilmiş olmasının yarattığı yorgunluk da büyüktür.

Ergenekon ve devamındaki davalarda da üst düzey muvazzaf ve emekli asker kişilerin ağır suçlamalar altında kalmış olmalarının, Silahlı Kuvvetler’in bütün kademelerinde yarattığı gerilim de bu yorgunlukların üzerine geldi. Bütün bunların Genelkurmay’ın en üst seviyesini çok zorladığını tahmin etmek hiç de güç değildir.

Ve yine bütün bunlar, aynı zamanda “askerin bağımsız, özerk olduğu; sivil denetimin dışında ve üzerinde kaldığı” sistemin çöktüğünü de gösteriyor.


***



Batı demokrasilerinde askerler “sivil siyasi iradeye“ bağlıdır ve o iradenin denetiminde çalışır; siyasetin alanlarına girmezler, kendi tehlike anlayışlarına göre “vatan haini” tespit etmezler. Son sancılar, Türkiye’de de bu düzene geçişin kaçınılmaz sancılarıdır.

Kuşkusuz ki yarım yüzyıllık bir alışkanlıklar sistemini değişmesi kolay değildir, ama Türkiye, askeriyle siviliyle bunu başarmak zorundadır.

YAŞ’ın ardından “kim kazandı kim kaybetti” yorumları yapılmasının, yeni husumet alanları yaratılmasının anlamı yoktur. Olması gereken oldu, kazanan da “demokratik sistemin mantığı”dır.

DİĞER YENİ YAZILAR