Son Kıbrıs gelişmeleri kronik bir sorunumuzu tekrar gösterdi: Zaman kaybetmekte üstümüze yok. Otuz yıl durabiliyoruz, sonra altı ayda kaybettiğimiz otuz yılı yakalayabilmek için koşup duruyoruz.
Neden son otuz yıldır Türkiye hep haksız konumda kaldı? İş bilmeyenlerin, iyi niyetli olmayanların, dünyayı bilmeyenlerin, ufku ve boyutu olmayanların cevabı hep hazırdı:
Etrafımız düşmanlarla çevrili, zaten Avrupa düşmanımız, zaten Amerika düşmanımız, zaten Müslüman ülkeler bizi sevmez...
Bu üslubun amacı belliydi, bugün de bellidir. Ufuksuz, dar görüşlü, cahil insanlar bu durumlarını gizlemek, kendilerini önemli kişilermiş gibi göstermek, yanlış işler yaptıklarının anlaşılmasının önüne geçmek için bu üslubu kullandılar ve doğrusu, bunda bayağı başarılı oldular.
Suçlu hep hakemdi, çünkü hakem ve bütün hakemler düşmanımızdı. Kaleciyle karşı karşıya kaldığı halde gol atamayan, doğru dürüst pas veremeyen, şut atamayan futbolcunun aslında kötü futbolcu olduğunun gizlenmesi için hakemler bağırmak, sürekli hakemlerden bahsetmek, hakemlerin kendilerine düşmanca davrandığını tekrarlamak kolay bir kurtuluş yoludur. Ve ne yazık ki ülkemizde bu kötü alışkanlık geçerlidir.
Çizme ve akıl!..
* Türkiye 1963-1964 yıllarında Kıbrıs kriziyle karşı karşıya kaldığında İsmet İnönü'ye bir gazeteci sormuştu: "Çizmenizi giyecek misiniz?" İsmet İnönü de şu cevabı vermişti: "Benim çizmem yok, aklım var."
Bütün dünyanın size düşman olduğuna inanmışsanız, daha doğrusu, kafanızı çalıştırmıyor oluşunuzun bir bahanesi olarak böyle bir iddiaya şartlıyorsanız hep çizmeyle dolaşmanız gerekir. Akıl olmadığı ya da kullanılmadığı zaman çizme giymekten başka çare yoktur. Ama sürekli olarak çizmeyle yaşamak mümkün değildir.
Kıbrıs meselesine "takıntılarla" bakmak yüzünden otuz yıl geçirildi. Çizme giymek zorunda kalanlar, çizmeyi hemen çıkarıp aklı önlerine koymadıkları için otuz yıl "durarak" geçti.
Türkiye yine kaybettiği zamanların peşinde koşuyor. Hızlı koşmak, daha da hızlı koşmak zorunda çünkü zaman Türkiye'yi beklemiyor.
Kayıp zaman peşinde
Son Kıbrıs gelişmeleri kronik bir sorunumuzu tekrar gösterdi: Zaman kaybetmekte üstümüze yok. Otuz yıl durabiliyoruz, sonra altı ayda kaybettiğimiz otuz yılı yakalayabilmek için koşup duruyoruz
Haberin Devamı

