On beş şehit daha. Bu ülkenin insanlarının yüreğini bu kadar kavurmaya kimsenin hakkı yok. Bunca genç insanın kanını dökerek hiçbir yere varılamayacağını artık herkes anlamalı.
Terör çok canımızı yaktı. Dün yine yaktı. Bunu fırsat bilenler ise daha da yakmak için kolları sıvamış durumda.
PKK daha büyük bir çatışma alanı yaratmak, kanlı tırmanışı bir Türk-Kürt çatışmasına doğru götürmek istiyor olabilir. Ama geleceği görebilenlerin de bu heveslere payanda olanları teşhis etmesi, çabalarını boşa çıkarmaya yönelmesi artık her zamankinden daha fazla önem kazandı.
PKK’nın ne yapmak istediği belli. Bir de bu oyuna gelenler, Türk-Kürt çatışması çıkmasını isteyenlerin ekmeğine yağ sürenler var.
İlk olay epeyce eski. Bodrum’da bir taciz meselesinin ardından sokağa çıkanlar “Doğulu” peşine düşmüşlerdi. Sonra da İzmir’de bir minibüs tartışması yine “Doğululara” saldırıya dönüştü.
Benzeri olaylar yıllar içinde tekrar etti bazısında gerekçe bir bardı, bazısında “kimin yaktığı belli olmayan bir bayrak.”
Hep aynı senaryo uygulanıyor. Olay olur olmaz hızlı bir şekilde haberi yayılıyor, herhalde bunun için kahvehane ve derneklerde “özel çalışma” yapılıyor, sonra insanlar ellerine sopaları alıp sokaklara çıkıyor.
İnsanlar kendi kendilerine ellerine sopa alıp sokağa çıkmaz. Bir olaya ne kadar öfkelenirlerse öfkelensinler, tepkilerinin toplu saldırıya dönüştürülmesi “örgütlü” faaliyeti gerektirir.
6-7 Eylül 1955 saldırısı da örgütlüydü, Sivas’ta Madımak Oteli’nde insanların canlı canlı yakılması da örgütlüydü son yıllarda tekrarlanan toplu saldırılar da örgütlü faaliyetlerdir.
Olayların temelinde tabii ki PKK terörünün yarattığı acılar var. Ama tekrarlanmasına, yetkililerin bu tümüyle “örgütlü” linç girişimlerine yaklaşımı da yol açıyor.
Valisi, polisi bu örgütlü linç olaylarını “meşru tepki” gibi görüp öyle gösterdiği zaman, bunları örgütleyenler arkalarında devlet desteği bulduklarını hissediyor ve ceza görmeyeceklerine inanıyorlar.
Örneğin, “her şehide karşı bir DTP’li öldürülsün” şeklinde bir önerinin “cezayı gerektirmeyen bir tepki” gibi görülmesi de insanlara “sokağa çıkın öldürün” çağrısı yapılmasından farksız oluyor.
Böyle bir şeyi öneren ve “masum” bulanlar bunun Avrupa’daki Nazi işgalcilerinin yöntemi olduğunu da bilmiyor olmalıdır. Naziler direniş hareketlerini kırmak için, ölen her Alman asker ya da subayına karşılık bir grup masum insanı alıp kurşuna diziyordu.
Cumhuriyet tarihinde birçok Kürt isyanı oldu, yine tarihimizde devletin inanılmaz yanlış politikalar uyguladığı da oldu, ama buna rağmen bir “Türk-Kürt çatışması” ortamı yaratılmadı.
Şimdi bu çatışmayı yaratmak isteyenler var. İstedikleri Türk-Kürt çatışması başladığında da Türkiye gerçekten “ bölünme” nin eşiğine getirilmiş olacaktır.
Strateji, kaşıya kaşıya yarayı büyütmektir. Bunun için uğraşanlar ne kadar çok kan görürlerse o kadar memnun olabilirler, ama “halkın sağduyusu” denilen olgu hiçbir zaman “kan görmek” istemez.
Balıkesir Altınova’da geçen hafta yaşananlar bu tür olayların sonuncusu olarak kalmalıdır.
Türk-Kürt çatışmalarını bütün ülkeye yayacak bir senaryo peşinde koşanlar da “masum insanî tepki” sahipleri değil, 70 milyonun felaketi için çalışanlardır.
Şehit kanlarının boşa dökülmediğini göstermek için bu ülkeyi bir barış toprağı haline getirmek zorundayız.

