Bilinir ki Sultan Süleyman hayvanların dillerinden anlar, onlarla konuşabilirmiş. Sufi kültürünün büyük yazarlarından Feridun Attar, Sultan Süleyman'ın başından geçen bir olayı anlatıyor.
Sultan Süleyman bir gün ormanın ıssız bir bölgesinde dolaşırken bir karınca ailesine rastlar. Bütün karıncalar kendi dillerini, hallerini bilen Sultan Süleyman'ı tanımaktadır. Hepsi gelirler, tek tek selamlar, hatırını sorarlar.
Ancak bir karınca hiç yanına yaklaşmaz ve dev bir çerçöp yığınını taşımaya devam eder. Süleyman meraklanır, onun yanına yaklaşır:
"Ey küçük karınca bütün kardeşlerin geldiler benim hatırımı sordular, sohbet ettiler. Bir tek sen başını bile çevirmeden işine devam ettin."
"Evet", der karınca, "Benim kaybedecek zamanım yok, bu çerçöp yığınını kaldırmam gerek..."
Sultan Süleyman meraklanır:
"Ama bu yığına ve sana bakıyorum, bütün ömrün boyunca bu işle uğraşsan yine de tamamlaman mümkün değil..."
Karınca durur, Süleyman'a döner:
"Bak, büyük sultan! Bu yığının altında benim eşim var. Son yağmurda sular bunları sürükledi, getirdi ve benim eşim bunların altında kaldı... Senin söylediğini ben de biliyorum... Bütün ömrümce çalışsam yine de bu yığını aktarıp eşimi çıkarmam çok güç... Ama o benim eşim, benim sevgim onun için çalışmamı gerektiriyor... Eğer sen de insan olarak sevgiyle bir insan için çalışırsan... Başkaları için çalışırsan... Kalbinden hiç sevgiyi eksik etmezsen... Benim ne demek istediğimi anlarsın..."
Sultan Süleyman eğilmiş, karıncaya yardım ederken, verdiği ders için teşekkür etmiş.
Bir ırmak dağlardan iniyor, kayaları bataklıkları aşıyor, ovalardan vadilerden geçerek yoluna devam ediyormuş.
Bir yandan da içinde, onu yeni ufuklara, yeni diyarlara açılmak için zorlayan bir sesin yükseldiğini hissediyormuş.
İçinden gelen bu sesi dinliyor, ama aynı yerlerde gezmeye devam ediyormuş.
Bir gün kendini iyice zorlamış, ilerlemiş ve bir çöle ulaşmış. Burada ilk kez düş kırıklığına uğramış. O dağ, bayır, ova, vadi dinlemeyen ırmak, çölün kıyısında kalakalmış. İlerlemeye çalışıyor, ama suyu kumların arasında dağılıyor, buhar olup uçuyormuş.
Orada çaresiz dururken, rüzgârın yanına geldiğini hissetmiş. Rüzgâr ırmağın kulağına fısıldamış: "Ben çölü aşabiliyorum, sen de aynısını yapabilirsin.."
"Nasıl" demiş ırmak, "Çöle karıştığım zaman ölüyorum, yok oluyorum..."
"Hayır" diye cevap vermiş rüzgâr, "Ben şimdi sana doğru çok kuvvetle eseceğim, sen de güçlü bir şekilde çölün içine gideceksin, ama bu kez ikimizin güçleri birleştiğinden damla damla buharlaşmayacak, güçlü bir bulut olacaksın..."
Irmak yine sormuş: "Bunun ne faydası olacak?"
"Çünkü dostum, bir bulut olarak suyu ve hayatı başka yerlere götürebileceksin. Eğer başkalarına faydan olsun, yardımın olsun istemiyorsan, kendi başına kalıp damla damla yok olacaksın. Ama ben ve sen birleşince güçlü bulutların insanlara, ihtiyacı olanlara hayat götürecek..."
Karınca, ırmak.
Bilinir ki Sultan Süleyman hayvanların dillerinden anlar, onlarla konuşabilirmiş. Sufi kültürünün büyük yazarlarından Feridun Attar, Sultan Süleyman'ın başından geçen bir olayı anlatıyor.
Haberin Devamı

