Eski DTP’lilerin Meclis’te kalarak yeni parti ile siyasete devam etmeleri kararı kesinlikle doğru bir karardır. Bu, en önemli siyaset alanının Meclis olduğunun ve olması gerektiğinin de kabulü anlamına geliyor.
Ahmet Türk’ün kararlarına ilişkin açıklamasından anlaşıldığı üzere, yeni partinin “Türkiye partisi” olmayı amaçlamış oluşu da yine olumlu bir tavır olarak görülmelidir.
Ancak, Türk’ün bu kararın alınmasında İmralı’dan Abdullah Öcalan’ın da olumlu görüş iletmesinin etkili olduğunu söylemesi kuşkusuz yine “çorbadaki sinek” gibi görülecektir.
Ahmet Türk, tabanlarının ve sivil toplum örgütlerinin Meclis’te kalınması görüşünde olduğunu belirttikten sonra Öcalan’dan avukatları aracılığıyla gelen mesajın da aynı yönde olduğunu söylediğinde kuşkusuz milyonlarca kişinin içinde bir burulma olmuştur.
Türkiye’de Kürt meselesi ne şekilde konuşulursa konuşulsun içinde hep bir “Öcalan unsuru” olacaktır. 1980 öncesinde PKK’nın ilk kuruluş yıllarında çeşitli sol gruplar içinde ya da yanında veya bağımsız olarak neredeyse onlarca Kürt örgütü vardı. Bunların önemli bir bölümü terörü ana eylem şekli olarak benimsemişti. Bu yıllarda PKK, Kürtler üzerinde etkinlik kurmak için öncelikle bütün bu grupları, örgütleri temizledi. Kimini korkuttu kaçırdı, kimini öldürdü, kimileri de mecburen ya da gönüllü olarak PKK’ya katıldı. 1980 askeri yönetimi sırasında bölgede yaşananlar da PKK’nın gücüne güç kattı.
1983’teki ilk silahlı terör eylemleri başlangıç olarak alınırsa PKK, kullandığı bütün meşru olmayan yollar temsil ettiğini iddia ettiği halka büyük zararlar vermesine rağmen en uzun ve kanlı “Kürt isyanı”nı gerçekleştirmiştir.
Bu kısa tarihi özeti daha uzun inceleyenler daha da net olarak göreceklerdir ki, 26 yıllık süreç içinde ciddi bir “Öcalan faktörü” yerleşmiş durumdadır. Kuşkusuz Öcalan ile ya da Öcalan adına konuştuğunu söyleyenlerle devletin açık pazarlık yapması mümkün değildir. Ama eğer Türkiye, terörden kurtulmak istiyorsa ve Kürt meselesinin demokrasi içinde çözümünü düşünecekse, “Öcalan faktörü” olacaktır. Yakın günlerde hücresinin birkaç santim küçülmesi bahanesiyle o kadar genç insanın sokaklara çıkıp şiddet eylemlerine girişmesi, gerekçenin anlamsızlığını bile düşünmemesi bu faktörün varlığının kanıtıdır.
Öcalan’ın, DTP’lilerin Meclis’te kalmasını istemesi dolayısıyla bu tavrın maşruiyetini tartışanlar olacaktır. Ama kendi sağduyumuz ve mantığımızla bulduğumuz bir yolu sevmediğimiz birisi de öneriyor diye kendimizden kuşkulanmamızın da bir anlamı yoktur.
Barış ve Demokrasi Partisi’nin DTP’nin zaman zaman girdiği virajlara girmeden her gün “demokratik çözüme bugün ne katkıda bulunabilirim” diyerek hareket etmesi bütün ülkenin yararınadır. Esas olan da budur.

