Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Ermenistan ile imzalanan protokolle ilgili bilgi vermek üzere, MHP dışındaki siyasi parti liderlerini dolaşmaya başladı.
MHP, böyle bir konuyu duymak bile istemediği için görüşmeyi reddetti.
CHP Genel Başkanı Baykal, Davutoğlu görüşmesinden sonra çıktı ve konuyla ilgili “görüşlerini” anlattı.
“Bizim de fikirlerimiz var” dedi, ama ana fikrinin, Karabağ işgali sona ermeden böyle bir açılımın yapılmaması gerektiğine ilişkin binlerce kez tekrarlanmış, radikal sağın pelesenk haline gelmiş görüşü olduğu anlaşıldı.
Baykal bu konuyla ilgili olarak dedi ki: Güvenlik gerekçesiyle ...’nın işgal edilmesi kabul edilemez, zaten bu işgalle ilgili olarak Birleşmiş Milletler kararı var. Zaten ... işgalinin kaldırılması konusunda Avrupa Birliği’nin açık talebi de vardır, işgalci ... bu kararlara uymalıdır.
Bizim siyasilerimizin bazı meselelere ne kadar dar bir görüşle baktıklarının örneği Baykal’ın bu konuşmasıdır. Konuşmayı özetlerken Karabağ yerine üç nokta koyduk, çünkü bu üç noktaların yerine Kıbrıs yazarsanız, Baykal’ın söyledikleri aynen doğru olur.
Karabağ olayındaki fark, uluslararası camianın Ermenistan’a karşı herhangi bir yaptırım uygulamamasıdır. Yaptırımı, sınırı kapalı tutarak Türkiye uyguluyor.
CHP Genel Başkanı Baykal’ın üslubu ve sözlerinin nereye gideceğinin farkında olmayışı, bu partinin ve liderinin siyaset anlayışının tipik bir örneğidir. Hükümetten gelen ya da başkalarından gelen her fikre ve öneriye karşı çıkmak, tam karşısında bir fikir geliştirmeye çalışmak Baykal’ı böyle bir konuma getiriyor.
Karabağ’ın işgali konusunda bu kadar duyarlı davranan Baykal’ın Azerbaycan-Ermenistan görüşmelerini de tam izlemediği anlaşılıyor. Ne önemi var, Hükümet bir Ermenistan ile ilişkileri geliştirme politikası getirirse Baykal karşı çıkar; işgal altındaki Karabağ Azerilerinin durumuna çok üzülen Baykal Türkiye’deki Kürtlerin sorunları bulunduğunu ve siyasetin bu sorunlara çözüm getirmek zorunda olduğunu da bilmez gibi yapar.
Baykal, bu muhalefet tarzının AKP’yi zorda bırakmak bir yana, partiye içeride ve dışarıda güç kattığını hâlâ göremiyor.
AKP hükümeti gerçekten de çok partili dönemin en şanslı hükümetidir, çünkü karşısındaki tek siyasi güç CHP muhalefetidir. Kendisini geliştiremeyen, hiçbir politika geliştirip öne geçemeyen, sadece “olmaz” diyen bir muhalefet her hükümete nasip olmaz.

