1977’de Cumhuriyet’te sabah dış haberlerde, öğleden sonra da yazı işlerinde çalışıyordum. 1 Mayıs mitinginin çok görkemli olacağı belliydi. Ben de bir ara gazeteden kaçıp mitingi görmeye gittim, ama hem İstiklal Caddesi tarafında hem Kabataş’ta öyle büyük kalabalıklar vardı ki, çevreye bir göz atıp geri döndüm.
Bir süre sonra haber geldi. Taksim alanı iyice dolmuşken, önce sular idaresinin üzerinden birkaç el ateş açılmış, bunun ardından alana girmiş bulunan bazı radikal sol gruplar da silahları çıkarmış ve büyük bir kargaşa yaşanmıştı. Durumun vahameti giderek ortaya çıkıyordu.
Alandan en iyi görüntüleri alabilmek için bütün fotoğrafçılar, bugünkü The Marmara İstanbul, o günkü Intercontinental Oteli’nin ön tarafında mevzilenmişti. Kargaşayı gösteren çok fotoğraf vardı ama asıl kıyımın Kazancı Yokuşu’nda olduğu, ölenlerin çoğunun burada olduğu öğrenilmişti. Ama orada hiçbir fotoğrafçı yoktu.
Yazı işlerinde bu konular konuşulurken Kenan Mortan atıldı. Alanda dolaşırken Kazancı Yokuşu’nun başında amatör fotoğrafçı olan bir Avusturyalı ile sohbet etmişti. Bu Avusturyalı Kazancı’yı çekmiş olabilirdi. Çocuk Kenan’a Sultanahmet’te bir otelde kaldığını da söylemişti. Kenan hemen bir arabaya konuldu ve çok geçmeden Avusturyalı ile birlikte geldi, birkaç otel dolaştıktan sonra çocuğu bulmuştu.
HAZİNE ORTAYA ÇIKTI
Bu sırada iki önemli fotoğrafçı ağabeyimiz de sıkıntı içinde gazetede dolaşıp duruyordu. Dünyanın birçok büyük gazetesi ve haber ajansı sürekli olarak bu ağabeyleri arıyor ve onlardan fotoğraf istiyorlardı.
Çocuğun elindeki filmler banyo edilince “hazine” ortaya çıktı. Kazancı Yokuşu’ndaki korkunç durumun bütün fotoğraflarını çekmişti, ama amatör olduğu için oteline gidip yatmıştı.
Gördüğü ilgi Avusturyalı’yı uyandırdı, acayip pazarlık ediyor, istediği fiyatı sürekli artırıyordu. İki ünlü fotoğrafçı ağabeyimiz, çocukla konuştukları odadan sık sık çıkarak para arıyordu. Bir ara benden bile istediler, cebimdeki beş lirayı gösterip kaçtım.
Sonunda anlaşma sağlandı. O korkunç fotoğraflar Türkiye’de sadece Cumhuriyet’te yayınlandı. Dünyanın bütün gazeteleri de o fotoğrafları iki ağabeyimizin adlarıyla kullandı. O zaman bu olaya çok kızmıştım. Çekmedikleri fotoğrafların o iki ünlü ağabeyin kendi imzalarıyla bütün dünyada yayınlanmış olmasını anlayamıyordum.
Fotoğrafı çekenin değil pazarlayanın, basılmasını ve görülmesini sağlayanın daha önemli olduğunu sonradan kavradım.
Eğer o Avusturyalı’nın fotoğraflarını o iki ağabeyimiz almasaydı, Türkiye ve dünya bu olayı göremeyecekti. Gazetecinin birinci önceliği her zaman ve her koşulda insanların bilgi sahibi olmasını sağlamak olduğuna göre, iki fotoğrafçı ağabey yapmaları gerekeni yapmışlardı. Ayrıca onların isimleri de dünyanın her tarafında bir “güvence” idi, adı duyulmamış bir amatörün imzası aynı güveni sağlayamazdı.
O fotoğraflar, hâlâ 1977’nin 1 Mayıs’ı hatırlandığında o iki ünlü ağabeyin imzaları ile yayınlanıyor.
Kanlı 1 Mayıs’ın fotoğrafları
Haberin Devamı

