Gazetecilikten söz edildiği zaman sık sık kullanılan bir tanım, gazetecinin kamu görevi yaptığı şeklindedir. Bu tanım, diğer mesleklerin "kamu" görevi yapmadığını kastetmez; gazeteciliğin, gazetelerin işlev ve görevlerinin bütün topluma yönelik sorumluluklar taşıdığını gösterir.
Türkiye dalgalanınca gazetecilik de dalgalandı.
* Türkiye ileriye dönük bilinçli bir duruşa geçtiğinde bütün sektörler gibi gazetecilik de buna göre şekillenecektir.
Bütün eleştirilere rağmen; gazete ve televizyonlarla diğer yeni iletişim araçlarını kapsayan, yeni adıyla medyanın yaptığı kamu görevinin anlamı, bu görevi yapamadığı zamanlarda ortaya çıkıyor.
* Yeni Türk Ceza Kanunu'nda haber alma ve verme özgürlüğünü aşırı kısıtlayan maddelerin kalkması için girişilen çabalar "gazetecilerin kendilerini koruma çabası" olarak görülemez. Gazeteler, gazeteciler, duruma fazla zorlanmadan uyum sağlarlar. Tartışmalı ve sorun yaratacak hiçbir haberi vermezler, olur biter. Ama Türk halkı, bütün Türk vatandaşları en temel haklarından olan, "bilme hakkı "ndan yoksun kalır.
Gazeteciler ne istiyor
Başbakan Tayyip Erdoğan, dün birçok anlamsız tartışma ve polemiğin ardından Basın Konseyi temsilcileriyle görüştü ve Konseyin TCK'ya ilişkin önerilerini kendi eliyle teslim aldı.
Bu, doğrudan Başbakan açısından bu konuda "söz verme" anlamına gelmektedir. Başbakan'a verilen önerilerde "şöyle olsun" denilmemekte, hangi maddelerin basın kanununa aykırı olduğu ve sakınca yarattığı belirtilmektedir. İstenen bunların düzeltilmesidir.
Türkiye'nin bugün hızlandığı "muasır medeniyet" yürüyüşünde ancak köstek olabilecek bir mesele, böylece çözümlenmiş olacaktır.
Basın özgürlüğünün elbette belli bir çerçevesi vardır. Bu özgürlük, hakaret etme, aşağılama hakkı vermez. Gazeteciler de bunları bir hak olarak görmüyor, böyle bir hak istemiyor.
Doğru yolları buluyoruz, ama bulmamız hep biraz zaman alıyor.
Bir linç girişimi
Dört çocuk çarşıda bildiri dağıtıyor. Bir trafik polisi müdahale ediyor. Ve Trabzonlu esnaf "galeyana" gelerek çocukları linç etmeye kalkışıyor. Bu kişiler saldırıyor, polis çocukları korumaya çalışıyor. Herhalde bildiride yazılı olanlar bu kişilerin en kutsal duygularını rencide etti. Yoksa birkaç yüz kişi dört çocuğa saldırır mı!
Bayrak provokasyonları böylece amacına ulaşmıştır. Bildiri dağıtan dört çocuk linç edilmekten güçlükle kurtarılmıştır. "Milli" kavramı içinde görmeye alıştığımız meseleleri bu şekilde kaşımanın nelere yol açabileceğini belki görenler olur. Ve bu radikal milliyetçi kaşımaları durdururlar.
Futbol izleyenler bilir. Filanca takımın taraftarı bu hafta belli bir taşkınlık yapar, ertesi hafta başka takımların taraftarları aynı taşkınlığı daha da şiddetli olarak tekrarlar.
Trabzon olayının ciddiyetini herkesin iyi düşünmesi gerekir. Bu, öyle geçiştirilecek "canım galeyana gelmişler" diye hafifsenccek bir olay değildir.
'Kamu' görevi
Gazetecilikten söz edildiği zaman sık sık kullanılan bir tanım, gazetecinin kamu görevi yaptığı şeklindedir. Bu tanım, diğer mesleklerin "kamu" görevi yapmadığını kastetmez; gazeteciliğin, gazetelerin işlev ve görevlerinin bütün topluma yönelik sorumluluklar taşıdığını gösterir
Haberin Devamı

