Kaldı 12 gün

Cumhurbaşkanı seçimine 12 gün kala henüz ortada bir aday yok. Ancak “mırıldanma” cesaretini gösterebilen birkaç AKP’li dışında kimse ortaya çıkmış değil

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı seçimine 12 gün kala henüz ortada bir aday yok. Ancak “mırıldanma” cesaretini gösterebilen birkaç AKP’li dışında kimse ortaya çıkmış değil.

Böylece bir önemli konuyu daha “sulandırma” başarısını göstermiş olduk. “Sulandırma” da en büyük pay tabii ki Başbakan Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Baykal’a ait.

Konuyu “Erdoğan olacak mı olmayacak mı” falına çevirmeyi, karşılıklı polemikler, atışmalar ve içi boş laf oturtmalarıyla başardılar.

Türkiye’nin önümüzdeki 7 yıl boyunca en tepedeki yönetim ve temsil görevini üstlenecek kişinin kim olacağı hakkında halkın hâlâ bir fikri yok. Ortada sadece sorular var. Fal açanlar var. Bahisler var.

***

12 Eylül 1980 öncesinde de o günün Meclis’i Korutürk’ün yerine bir cumhurbaşkanı seçememişti. Nedeni de o günün 2 önemli kişisinin, Başbakan Demirel ile ana muhalefet lideri Ecevit arasındaki ağır “ego” kavgası ve konuyu en basit, en alt düzeyde, zekâ değeri en düşük siyasi manevralara kurban etmeleriydi.

Bugün Erdoğan ile Baykal arasındaki “olursun-olamazsın” itişmesinin düzeyi 27 yıl önce Demirel ile Ecevit arasında yaşanandan pek farklı değil. 27 yıl önce 12 Eylül askeri darbesinin gerekçelerinden biri “siyasetin cumhurbaşkanı seçemeyecek düzeye düşmesi” olmuştu.

1989’da Turgut Özal’ın cumhurbaşkanı olmasında belli bir süre belirsizlik yaşanmış, Demirel “çıkarsa indiririz” gerilimi yaratmıştı, ancak bugünkü gibi bir sis perdesi o günlerde dahi yoktu.

***

Erdoğan önümüzdeki günlerde partisinin milletvekilleri ile görüşecek, kendisine göre önemli bulduğu “sivil toplum” örgütleri temsilcileriyle görüşecek.

Böyle görüşmelerde kalkıp “Kesinlikle olmayın çünkü” şeklinde konuşma cesaretini gösterenlere “mahallenin delisi” gözüyle bakılır. Bu toplantılara katılanlar “liderin” gözünün içine bakarak hissiyatını anlamaya çalışır ve suyuna gitmeyi her zaman tercih ederler.

***

Erdoğan da Baykal da bugüne kadar aldıkları tavırların ve karşılıklı itişme ortamının halkın gözünde kendilerine bir artı getirmeyeceğini henüz görmüş değil. Görmedikleri için de düşük düzeyli laf oturtmalarına devam ediyorlar.

Kimlerin cumhurbaşkanı adayı olduğunu bilmeyen kamuoyunun bu bilmece sisteminden hoşnut olması mümkün değil. Çünkü “kim olacak” sorusunun devamı “nasıl bir cumhurbaşkanı olacak” sorusuyla tamamlanamıyor ve Türkiye’nin geleceğiyle ilgili bir vizyon ortaya çıkmıyor. Ankara oyunu yine kendi içinde bir tür tahterevalli olarak oynamayı tercih etti.

*****

not: Halkın nefes alması
Yakın komşumuz Suriye hep diktatörlük düzeninde yönetilmiş, halkını dünyaya kapatmış bir ülkedir. Yeni lideri genç Esad’ın bazı reformlara girişmiş olmasının Suriye halkı nezdindeki anlamını bilemiyoruz. Ama Başbakan Erdoğan’ın gezisi dolayısıyla bir maç için oraya giden Fenerbahçe’nin gördüğü ilgi, bir halkın nefes almak için nasıl her imkâna sarıldığını gösteriyor.

Bu ilginin arkasında ise bütün toplumsal hayatıyla, kültürüyle, sporuyla Türkiye’nin bölgedeki özel yeri ve ağırlığı görülüyor. Maça gelen Suriyeliler Galatasaray ve Fenerbahçe’yi nasıl istediklerini anlatıyor. Suriye halkının nefes alma yolları Türkiye üzerinden geçiyor. Futbol, bunu çok güzel bir biçimde gösterdi.

DİĞER YENİ YAZILAR