Dünya sorunları hakkında genel konuşmalar yapmak; “barış” demek, “medeniyetler ittifakı” demek kolaydır. Ama şu anda dünyada, üstelik hemen yanıbaşımızda yaşanan kanlı sorunlara böyle genel sözlerle yorum getirmek mümkün değildir.
Başbakan Erdoğan’ın, Orta Doğu ile ilgili ve özellikle Filistin’de iç savaşa giden gerilime ilişkin sözleri tam anlamıyla bir “kafa göz yarma” durumudur.
Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Abbas’ın “siyasetçi” olduğunu, dolayısıyla taraf olduğunu söyleyerek, erken seçime karşı çıkan ve sıcak çatışmaya giren Hamas’a destek çıkmış.
Irak’taki mezhep çatışmalarıyla, daha doğrusu Sünnilerle Şiilerin birbirlerini kıyasıya öldürmeleriyle ilgili sözlerinin bir yerinde “İran, Suriye ve Ürdün’de görüştüğü yöneticilerin de aynı şeyleri paylaştığını” söylüyor.
Filistin’de şu anda tırmanan gerilimle ilgili söyledikleri, öncelikle Filistin’in iç işlerine karışmak anlamına gelir. Filistin’de radikal İslamcı hareketler Yaser Arafat’ın sağlığında belli ölçüde denetim altında tutulabiliyordu. Ancak Arafat’ın ölümünden sonra bu ülkedeki güç dengeleri değişti.
Burada Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın hatırlaması gereken iki temel nokta var: Birincisi, Hamas Orta Doğu’daki radikal İslamcı örgütlerden biridir ve diğer radikal İslamcılarla ilişki içindedir. İkinci nokta: Bütün Batı dünyasının politikası, Filistin-İsrail sorunun çözülmesi yolunda adım atılabilmesi için iki taraftaki şahinlerin bertaraf edilmesi üzerine kuruludur.
Başbakan’ın Filistin ve Hamas meselesine bu şekilde paça kasnak dalması, olayın özüyle ilgili temel bilgi eksikliği olduğunu gösteriyor.
Başbakan, Irak’taki Sünni ve Şiilerin birbirlerini en acımasız şekillerde öldürmelerinin, Orta Doğu politikasındaki ve güç dengelerindeki yerini de bilmiyor.
İran ile Suriye hakkındaki “bizimle aynı şeyleri paylaşıyorlar” sözündeki birinci gaf, bu iki ülkenin de Irak’taki Şiilerle ilişkilerini bilmemekten ya da unutmaktan kaynaklanıyor olmalıdır.
İkinci gaf ise, sözlerinin bütününde kendisinin, yani Türkiye Başbakanı’nın bu üç ülke adına da konuştuğu havasını vermesidir. Bu üç ülkenin yöneticileri kendi adlarına bol bol konuşuyor. Anlaşılan, ikisi diktatörlük birisi krallık olan bu ülkelerin şu andaki politikalarıyla ilgili olarak Başbakan’a tam bilgi verilmemiştir. Orta Doğu’daki ilişkilerin karmaşıklığını da birilerinin Erdoğan’a anlatması gerekiyor.
Türkiye bir süredir, özellikle ABD tarafından Orta Doğu’daki siyasi süreçlerin dışında tutuluyor. Gerçek böyleyken kendisine Orta Doğu’nun ya da “ılımlı” İslamın lideri pozu vererek kafa göz yaran beyanlarda bulunmak, öncelikle Türkiye’nin dış politikasına zarar verir.
Siyasette tecrübe diye önemli bir unsur vardır.
Tecrübe sahibi olabilmek için de siyasetçinin kendisinden önce neler yaşandığını bilmesi ve kendi yaşadıklarından sürekli olarak ders çıkarabilmesi gerekir.

