Kadrolaşma

Serbest seçimlerle "kısmi" demokrasiye geçildiğinden bu yana iktidar ve muhalefet partileri arasında bitmeyen çekişme konusu "kadrolaşma" dır.

Haberin Devamı

Serbest seçimlerle "kısmi" demokrasiye geçildiğinden bu yana iktidar ve muhalefet partileri arasında bitmeyen çekişme konusu "kadrolaşma" dır.

Muhalefette olan iktidardakini "kadrolaş-makla" suçlar, iktidar, kendini savunur. Yer değiştirdikleri zaman roller de değişir. Suçlayan savunan olur, savunan da suçlayan.

Şu anda ise Ankara'da bu çekişmenin tarafları iktidar ile muhalefet değil, Başbakan ile Cumhurbaşkanı.

İktidara geçen siyasi partinin, bütün kamu görevlerini kendine yakın bulduğu bürokratlar ile doldurması, demokrasi kavramının bugünkü anlamını kazanmasından önceki döneme ait bir iştir. Hatta ABD'de bu duruma verilen isim "spoil system" yağma sistemi olmuştur. İki partiden hangisi iktidar olursa bütün devlet tad-rolarını kendi kafasına göre değiştirirdi.

Bu alışkanlığın terk edilmesinin nedenlerinden biri, devlet bürokrasisinin ağır biçimde siyasileşmesidir. Bu sistemde bürokratlar üçe ayrılır: Kendi partisinin gelmesini kızakta bekleyenler, kendi partisinin gitmesini koltukta bekleyenler ve onların arasında durmaya çalışanlar.

AKP hükümetinin göreve geldiğinden bu yana yaptığı atama 76 bin olarak açıklandı. Bunların 32 bini "açıktan", 11 bini yer değiştirme, 32 bini sözleşmeli yeni atama olarak yapılmıştır.

Bu büyük bir sayıdır. Üstelik bu atamaların çok önemli bölümü kilit noktalar sayılabilecek görevlere yapılmıştır.

Sınırı da var süresi de Cumhurbaşkanı, en başından beri bu atama sistemine karşı durdu. Hükümetin buna karşılık bulduğu yöntem de, eskiden de kullanılmış olan "vekaleten atama" oldu. Şu anda Ankara'da en üst düzeyde görev yapan onlarca kamu görevlisi "vekaleten" çalışıyor.

Görevde kalmasının ya da girmesinin tümüyle siyasi iktidar değişikliğine bağlı olduğunu bilen bir kamu görevlisinin nasıl çalışacağını tahmin etmek Ankara'yı bilmeyenler için bile zor değildir.

Partiye ya da partilere ve siyasi gelişmelere bağlı ve bağımlı bir yapının sakıncalarını da tekrarlamaya gerek yok.

Ancak AKP'nin seçtiği yol, Ankara'da ve bütün kamu örgütlerinde her şeyin tümüyle kendisine bağlı olmasıdır. Bu, hem bir güvensizliği gösterir hem de normal bir çalışma düzeni konusundaki eksikleri.

AKP, siyasi yapıdaki "seçenek yok" yanılsamasına uygun olarak en az bir dönem daha iktidarda kalacağı inancıyla hareket ediyor ve buna göre bir kadrolaşma faaliyeti yürütüyor.

Bu konuda tek engel olarak görülen Cumhurbaşkanı Sezer'in görev süresinin tamamlanmasına daha iki yıl var. Bu da bundan sonra önemli bütün atamaların yine "vekalet" sistemiyle yürütüleceği anlamına gelir.

Eğer iki yıl sonra Çankaya Köşküne Tay-yip Erdoğan ya da "AKP'li" biri çıkarsa bütün bu atamalar "asalete" çevrilir olur biter, diye baktıkları da anlaşılıyor.

Erdoğan sürekli olarak "halktan aldıkları yetkiden" söz ediyor, siyasal sistemin diğer "güçleriyle" uzlaşarak yönetme niyetinde olmadığını belirtiyor.

Akıllardan hiç çıkmamalıdır: Halkın verdiği yetki asla sınırsız ve süresiz değildir.

DİĞER YENİ YAZILAR