Haberin Devamı
Yakın tarihimizde “sivil kuvvetler” 6-7 Eylül 1955’te ve 1960 sonrasında Müslüman olmayan azınlıkları taciz edip gitmeye zorlama faaliyetlerinde kullanılmıştır. Bunların dışında PKK terörünün yarattığı duygusal tepkiler içinde çeşitli kentlerde “durumdan vazife çıkaran” gruplar “harekete geçmeye” çalışmış, bazen de basit anlaşmazlıklar “etnik ceza”ya dönüştürülmek istenmiş, ancak bunlar durdurulmuş, can kaybı olmamıştır.
İzmir’de DTP konvoyunun örgütlü bir şekilde taşlanması hiç de iyiye alamet değil. Bazı kişilerin ellerinde taşlarla kameralara poz vermesi de iyiye alamet değil...
İzmir’in bir “demokrat” ve muhalif geleneği vardır. Bu gelenekte cumhuriyetçi ve laik duyarlılığın da güçlü olduğunu söylenebilir.
İzmir de göç alan, geniş bir Kürt nüfusun ekmek ve güvenlik aradığı şehirler arasında. Bu durumun yansımalarından biri, iki seçim önce Cem Uzan’ın en sıradan “faşizan” üslubunun İzmir’de ciddi destek görmesi oldu. Yine de İzmir’de ağırlık CHP’li seçmendedir.
DTP’lilere tepkiyi, konvoyun fazla gürültülü turlar atmasıyla, hatta arada bir kişiye çarpmasıyla açıklamak isteyenler olabilir. Ancak taşları bunlar da haklı gösteremez.
İzmirlilerin, ülkenin bütün vatandaşları gibi siyasi ve toplumsal gelişmelerle ilgili fikir sahibi olmaları ve bunları duyurmak istemeleri doğaldır, en demokratik haklarıdır. Ancak bu hakkın kullanımında asla taş atmanın yeri olamaz. DTP’lilerin gürültü ettiği bölgenin sakinleri ertesi gün aynı yerde DTP’ye tepki gösterisi yapabilirler, ama taş atamazlar.
Türkiye, Kürt meselesini ve terörü demokratik bir süreç içinde çözme yoluna girdi.
Bu süreçten kuşkulananlar ve kaygılananlar elbette ki kuşku ve kaygılarını belirtecek, tartışacaklardır. Ancak bazı çevrelerin tartışmaları “sivil çatışma”lara çekmek yoluyla süreçleri tıkamak istediği sır değil.
Bu tuzak sürekli olarak halkın önüne çıkarılıyor. Ve bu tuzağa düşmeye ne İzmirlilerin ne de Türk halkının hakkı var. DTP içinde de bu tuzaklara kolayca düşecek gruplar olduğu biliniyor. Ama onların da tuzağa düşme hakkı yok; onlar da toplumun tümünün duyarlılıklarını dikkate almak zorunda.
“Sivil çatışmalar” ortamına sürüklenmenin bütün ülke için ne kadar vahim olacağını herhalde herkes biliyordur. Bu tehlikenin farkında olan herkesin de azami dikkati göstermesi en temel yurtseverlik görevi haline gelmiştir.

