Seçime altı ay kala, siyasi partilerin seçim ittifaklarını düşünmeye başlamalarında herhangi bir gariplik yok. Gariplik, tartışmanın en olmayacak ittifak ihtimali üzerinden başlamış olmasında.
CHP’liler ve BDP’liler bayram ziyareti sırasında ayaküstü bir şeyler konuştular ve iki partinin seçim ittifakı ciddi ciddi tartışılmaya başlandı.
CHP Genel Başkanı’nın dün bu ihtimali kesin olarak reddetmesi herhalde konunun kapanmasını sağlayacaktır.
Buna karşılık BDP’nin sosyalist-komünist partilerle seçim ittifakı yapması birçok açıdan makul olarak görülebilir.
BDP Eşbaşkanı’na göre partisi “sol” bir partidir ve seçime geniş bir “sol ittifak” ile girilebilir.
Bu ittifakın yüzde 10 barajını aşması kesin olmasa da iyi düzenlenmiş bir bağımsız adaylar sistemiyle BDP Meclis’e daha çok milletvekili sokacağı gibi sosyalist-komünist partilerin birkaç temsilcisinin de Meclis’e girmesi siyasete ciddi bir canlılık katacaktır.
Diğer tarafta da, henüz açık olarak konuşulmamakla birlikte AKP’nin Kurtulmuş’un Has Parti’si ile BBP’yi kendi listelerinden Meclis’e sokması ihtimali bulunuyor. Bu ittifak AKP’ye kaç puan daha kazandırır, şimdiden bilinmez ama hem MHP’ye hem de Saadet Partisi’ne yönelmiş seçmenin bir kesiminin oylarının bu sayede AKP’ye gitmesi mümkündür.
CHP’ye ise seçim ittifakı ihtimali olarak sadece DSP kalıyor. Rahşan Ecevit’in de manevi desteğini açık olarak CHP’nin yeni yönetimine vermesinin ardından bu partinin oyunun iyice aşağıya inmesi kaçınılmazdır. Ancak geçen seçimde Baykal’ın yaptığı ittifakın önümüzdeki seçimde de tekrarlanmasını bu kesimdeki seçmenin olumlu bulacağı kesindir.
Haziran 2011 seçiminden sonra oluşacak Meclis’in ilk ve önemli işinin yeni anayasa hazırlamak olacağını Başbakan defalarca ifade etti. Bu konuda AKP’nin çalışma yöntemini belirleyecek olan birinci unsur kuşkusuz seçimdeki oy oranı ve Meclis çoğunluğunun durumu olacaktır.
Her durumda yeni Meclis’te en geniş siyasi yelpazenin yer alması Meclis’in temsil niteliğini artıracağı gibi siyasi ortamı da zenginleştirecektir.

