Haberin Devamı
İsveç parlamentosu da aldığı kararla, kimilerine göre “ulusal onur”umuzu kırdı, onlara da küseceğiz. Tabii “ulusal onur”u yere düşürenler, kaba “savunma” ve “kol kırılır yen içinde”yi onur gibi görenler daha çok üzülecek...
Bunlarla birlikte, Ankara’da kıt zekâyla üretilmiş ve Türk halkının konuya ilişkin bilgisizliğini ve duyarlılığını sömürme üzerine kurulu yanlış politikaların sahiplerinin, Türk halkının yanlış suçlamalar altında kalmasının asıl sorumlusu oldukları bir kez daha ortaya çıktı.
Türk halkı, 1915’i, öncesini ve sonrasını çok geç öğrendi, ama Ankara’nın memur kafaları, Türk vatandaşlarının kendi tarihlerini birkaç parlak cümle dışında öğrenmesini istemedikleri için “az” öğrendi.
Çok örneğini gördüğümüz ve yaşadığımız gibi, bu meselede de bilgisi çok kısıtlı olanlar bol bol yorum yaptı.
“Kim daha fazla suç işledi?” “Ama onlar da ihanet etti?” “İddia edildiği kadar çok insan ölmedi...” “Aslında Kürt çeteler daha fazla Ermeni öldürdü...” gibi laflarla yürütülen, ne olduğunu öğrenmek değil, daha en baştan öğrenmemek üzerine kurulu kafa karıştırma amaçlı memur propagandası ülkemizde doğrusu etkili oldu.
Ama dünyada etkili olmadı. Dünyayı tanımayan memur zihniyetinin kurduğu kaba ve bol yalanlı savunma sistemlerinin sonuçta Türk halkına haksızlık olduğunu ve Türk halkına zarar vereceğini onların görmesi tabii ki mümkün değildi. Memur zihniyeti “günü ve kendini kurtarmak” ruhu üzerine kuruluydu, dolayısıyla olayın bu aşamaya gelmesi de kaçınılmazdı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 1915’te yaşanan “büyük felaket”le ilgili hiçbir sorumluluğu yoktur. Eğer varsa, o sorumluluk, olaya en kompleksli şekilde yaklaşan Ankara’ya aittir.
İsveç’in arkası da gelecek ve bütün bu ülkelere küsmek hiçbir şeyi çözmeyecek. İsveç yönetimine dönük bazı girişimler olursa alınacak cevap da bellidir: İsveç Meclisi halkın iradesini temsil etmektedir, karışamayız...
Hükümetin Ermenistan “açılımı”nı bütün iyi niyetlere rağmen ileriye götürememiş olması, “açılım”ın iki taraftaki “radikaller” tarafından daha baştan karalandığı gerekçesiyle de açıklanamaz. İyi hazırlanmamış, iyi planlanmamış “açılım”ların altında yatan sadece bir beceriksizlik değildir. Meselelerin özünü kavramadan, içine sindirmeden, sadece “böyle yapsak biraz rahatlarız” mantığıyla ortaya atılmış “açılım”ların kaderi bellidir ve işte ortadadır.

