İsrail'in dünyayı dinlemeden, ABD'nin desteğiyle sivil, çocuk bakmadan vurmasının hedefi bellidir.
Güney Lübnan'da, daha önce Hizbullah'ın denetiminde olan ve İsrail'e saldırılarda üs olarak kullanılan bölgenin "temizlenme"si, bundan sonrası için de oraya uluslararası bir gücün yerleşmesi ve İsrail'in güvenliğini bu gücün sağlaması...
İsrail, güvenliğinin bir bölümünü, kuşkusuz Hizbullah'a sempatiyle bakmayacak bir uluslararası güce bırakmış olacak. Bu, kendisi açısından çok mantıklı bir hedef.
O hedefe ulaşmak için giriştiği güç kullanma şeklini onaylamaksa imkânsız. Ama bu, sadece İsrail'e özgü bir durum değil; gerçek savaş mantığı. Savaşta daha güçlü olan, karşısındakini ezmek için bütün gücünü kullanır. Daha güçlü olan kazanır.
İnsanlığın geldiği uygarlık aşamasında iyimser düşünenler bu barbar mantığının ve ruhunun sona erdiğini sanıyordu.
Ama öyle değilmiş. Üstelik barbarlık çağının sona ermesine daha çok varmış!..
İsrail bu hedefine ulaşacaktır. Amerikan yönetimi de uluslararası alanda bunun tedbirlerini almıştır.
Ama asıl soru ortadadır:
Sonra ne olacak?
Bu sorunun cevabını belki Tel Aviv'deki "reelpolitiker"ler ve Washington'daki bilgisayarlar farklı veriyor ama cevabın doğrusu, Hizbullah'ın ve diğer radikal İslamcı örgütlerin orta vadede daha da güçleneceği, daha çok fanatik destek sağlayacağı, daha çok militan bulacağı, daha fazla insanın gözü kapalı olarak "din savaşı" adına ölüme gideceğidir.
İsrail Lübnan'da bin kişiyi öldürdü. Bunların hepsinin Hizbullahçı olmaları bile durumu değiştirmez. Çünkü hemen iki bin kişi bu bin kişinin yerini alacaktır. O iki bin kişi öldürülürse onların yerini dört bin kişi alacaktır. Ve bu, böyle devam edecektir.
İsrail'de daha çok intihar saldırısı olacak, daha çok İsrailli sivil, kadın, çocuk ölecektir.
Sonra İsrail daha çok saldıracak! Ve bu kısır döngü böylece sürüp gidecek...
İsrail, Güney Lübnan'da Hizbullah'a zarar vererek ve bölgenin uluslararası güç denetimine bırakılmasını sağlayarak bu büyük savaşta ancak küçük bir taktik ilerleme sağlamış olacaktır.
Amerikan yönetiminin "Yeni Orta Doğu" planı çok fazla kan üzerine kurulu. Üstelik büyük olasılıkla on yıllara yayılacak bir kıyımın üzerinde hiçbir plan ayakta kalamaz.

