Gazze’ye yardım gemisi seferinin, Avrupa’daki ve Türkiye’deki “siyasi İslam” ile ilişkili örgütler tarafından düzenlendiği biliniyor.
İsrail devletinin kanlı operasyonunun bütün dünyada yarattığı haklı tepkileri yine “siyasi İslam” çerçevesi içindeki kuruluşlar bir “siyasi rant”a çevirme yarışına girmişlerdir.
Aynı çevreler, hemen yeni bir yardım gemisi için harekete geçmiş, gerekli maddi kaynağın bol bol sağlandığını ve yeni bir sefer için hazırlığa başladıklarını açıklamışlardır. Bunlar, yeni sefere Türkiye’nin “yarı resmi katılımı”nı beklediklerini de söylemişlerdir.
Son günlerin heyecanı içinde dile getirilen önerilen arasında bir de “askerî” olanı var: Türk savaş gemilerinin yeni sefere çıkacak Türk bandıralı gemilere uluslararası sularda eşlik etmesi, onları koruması.
Bu, İsrail’e “bulaş da savaşalım” demektir.
Yardım seferlerinin asıl amacı, Gazze dramına dünyanın dikkatini çekmek, İsrail’in insanlık dışı politikalarını teşhir etmek ve mümkünse Gazze ambargosunda “gedik açmak”tır.
Bu sefer, istenilen sonuca ulaşılmasını fazlasıyla sağladığından yeni bir sefer için hızla örgütlenme başlamış.
AKP hükümeti, özellikle Saadet Partisi’nden gelen “zorlama”lar dolayısıyla, yeni bir seferin “manevi hamisi” tavrını takınırsa, bu tavır AKP’nin değil Türkiye Cumhuriyeti’nin tavrı olacaktır.
Daha yardım gemisi sefere çıkmadan İstanbul’da Filistin ve Hamas bayrakları ortaya çıkmış ve İsrail’in haydutluğu sayesinde bunlar bol bol kullanılmıştır. Bayrakların birkaç gün önce “satışa sunulmuş” olması da “birilerinin” en kanlı senaryoya göre hazırlık yaptıklarını gösteriyor.
Yurt dışındaki IHH ve onun içerideki gayri resmi kolu, istedikleri gibi “sivil” protestolarda bulunabilir, ama bu eylemler Türkiye Cumhuriyeti’ni devlet olarak “sıkıştırma” ve “zorlama” sonucunu doğuruyorsa Türkiye Cumhuriyeti’nin de bunlara müdahale hakkı vardır.
ABD, Sovyetler Birliği’ne karşı “yeşil kuşak” oluşturarak, “siyasi İslam”ı tetikçi gibi kullanmaya heveslendiği sırada bu silahın dönüp kendini vuracağını düşünmemişti.
Aynı dönemde, genellikle “sol” kanatta yer alan Filistin kurtuluş örgütlerinin zayıflatılması amacıyla da Filistin halkı içinde Hamas gibi örgütlerin etkinliklerinin artmasının en azından istendiği biliniyor. ABD’nin, hatta İsrail devletinin bile FKÖ’nün etkisinin zayıflatılması için Hamas’ın güçlenmesine dolaylı destek olduğuna ilişkin çok sayıda iddia daha o dönemlerde yaygın şekilde dile getirilmişti.
Bugün gelinen noktada, Orta Doğu ve Orta Asya’da siyasi İslam’ın hangi ellerde büyütüldüğünü hep hatırlamak, son durumu doğru tahlil edebilmek için gereklidir.
İsrail devleti sivil ve silahsız eylemcileri öldüremez, uluslararası sularda haydutluk yapamaz, Türk vatandaşlarını bu sularda tutuklayamaz. Ama İsrail’in haydutluğuyla beslenen radikal İslamcı hareketler de Türkiye Cumhuriyeti’ni, kendi amaçladıkları şiddet siyasetine çekmek için esir alamaz.
Buna göz yummak, Türkiye’nin gücünü tam anlamıyla siyasi İslam’a peşkeş çekmek olur ki bunun da hesabını vermek kimse için kolay değildir.

