Dünyanın her yanında iş ve siyaset yakın ilişki içindedir. Şeffaf toplumlarda bu ilişkinin niteliğini herkes izleyebilir. İş hayatı da siyaseti etkiler, siyaset de iş hayatını etkiler.
İş hayatının çeşitli kesimleri, farklı sermaye grupları ve tabii ki çalışanların sendikaları, siyasal gelişmeler karşısından kendilerine göre tavır alır ve bunu açıkça gösterirler.
Bizde ise böyle olmuyor. Olmadığının son örneği Tayyip Erdoğan ile Cem Uzan arasında yaşanan polemik.
Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan, ailelerinin en önemli şirketlerinden ikisine el konulmasından önce kardeşinin Başbakan’a gittiğini söyledi ve bu konuşmanın içeriğini Başbakan’ın açıklamasını istedi.
Erdoğan’a göre Hakan Uzan, şirketlere el konulmamasını istemek için gelmiş fakat kendisine sürecin işleyeceği bildirilmiş. Olabilir. Bu konuşma içinde farklı vurgular da yer almış olabilir. Cem Uzan’ın ima ettiği, Erdoğan’ın, kardeşinden kendisinin politikadan çekilmesini istediği. Bunun ne derece doğru olduğu henüz bilinmiyor.
Ama yanlış, olayın en başında başlıyor. Bu da hakkında yasal işlemler başlatılmış olan sorunlu bir büyük sermaye grubunun başındaki kişiyi Başbakan’ın kabul etmesi ve kendisiyle görüşmesidir.
Bu görüşmenin olduğu tarihte grubun bankasına el konulmuştu ve iki büyük şirketi için de yasal süreç başlatılmıştı.
O zaman şu soruyu sormak gerekiyor:
Başbakan, ne isteyeceğini bildiği halde neden Hakan Uzan’ı kabul etti?
Benzeri örnekleri daha önce de yaşadık. Siyasal iktidar sahipleri, ekonomik güç sahipleri ile doğrudan ilişki kurmakta bir sakınca görmüyor. Bunun nedeni gerçekten Cem Uzan’ın ima ettiği gibi bazı isteklerde bulunmak da olabilir, sadece kendi gücünün zevkini tatmak da olabilir.
İktidar duygusu insanın içini ve beynini bir kez tümüyle kaplamayagörsün, o zaman bu duygunun sürekli olarak tatmin edilmesi gerekir. “Ayna ayna, en güzel en güçlü benim” demenin bir şekli olarak yine büyük güç sahiplerinin hayatlarını belirleyecek kararlar almak, hatta bunu gözleriyle görmek gibi bir insani zaaf, ister istemez ortaya çıkar.
Erdoğan-Uzan görüşmesine dönersek, Başbakan’ın sorumluluğu bu konuşmanın tüm içeriğini açıklamaktır. Eğer Cem Uzan konuşmanın içeriğiyle ilgili bir açıklama yapar ve Başbakan sadece bunu yalanlamak, kendini savunmak durumunda kalırsa inandırıcı olamaz.
Siyasal güç sahipleri, güçlerini kullanırken kendilerini sınırlandırma ve en temel etik kurallara uyma zorunda olduklarını unuttukları sürece başlarına böyle sıkıntılar gelmeye devam edecektir.

