Haberin Devamı
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, terörle mücadele konusunda konuşurken “demokrasi, insan hakları gibi kavramların terör örgütüne kaptırıldığı”nı ve “insan haklarının neredeyse terörist haklarına dönüştüğünü” söyledi.
Son derece doğru bir tespit olduğu ortadadır. Ancak tespitin hemen ardından, bu “psikolojik savaş”ta terör örgütü nasıl baskın çıkabiliyor, bunun nedenlerini de araştırmak gerekir:
Onlarca faili meçhul cinayetin hâlâ aydınlanmamış olduğunu söylemek gerekir.
80’li yıllarda Diyarbakır askeri hapishanesinde yaşananları hatırlamak ve açıklamak gerekir.
Zanlı durumunda bile olmayan köylülere neden dışkı yedirildiğini hatırlamak ve açıklamak gerekir.
Hrant Dink’in katiline kahraman mumalesi yapan ve onunla Türk bayrağı önünde hatıra fotosu çektiren kamu görevlilerine neden ceza verilmediğini düşünmek ve açıklamak gerekir.
On yaşındaki çocuğun üzerinden 30 mermi çıkmasını da açıklamak ve olayın sanıklarının korunmadığını göstermek gerekir.
Bazı cinayetlerle ilgili olarak, ilişkileri ortaya çıkmış kamu görevlilerinin korunup korunmadığını düşünmek ve araştırmak gerekir.
Malatya’daki kitapçı cinayeti olayında sanıkların neden adeta korunduğunu da söylemek gerekir.
Uğur Mumcu’nun, Abdi İpekçi’nin ve onlarca aydın, demokrat, solcunun öldürülmeleri olaylarının hâlâ açıklığa kavuşmamış olmasının üzerinde durmak gerekir.
Güneydoğu’da PKK’nın üzerine Hizbullah’ın salınışını tekrar değerlendirmek, bu örgütün işlediği cinayetlere belli bir süre kamu sorumlularının göz yumup yummadığını da araştırmak gerekir.
Manisa’da lise öğrencilerine işkence eden polislerin korunup korunmadığını da düşünmek ve netleştirmek gerekir.
Yüzlerce işkence olayının sanıklarının çoğunun cezasız kaldığını, küçük bir bölümünün de küçük idari cezalarla kurtulduğunu da hatırlamak gerekir.
Yere düşmüş kız çocuklarını kıyasıya coplayan polis memurlarının belki bir uyarı bile almadığını da hatırlamak gerekir.
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt son derece yerinde bir tespitte bulunmuştur.
Gerçekten de “demokrasi ve insan hakları” gibi çağdaş toplumların en temel değerlerini terör örgütü “kapmıştır”. Ama bu onların bir başarısı değildir. Nedeni, yukarda çok kısa bir bölümünü sıraladığımız “ayıplar” listesinin hukuk devleti ilkelerine göre “temizlenmemiş” oluşudur ve aslında bu liste çok daha uzundur.
İşte bu ayıplar listesi yüzünden terör örgütü demokrasi ve insan hakları kavramlarını bu kadar rahat kullanabiliyor. Durumu bu yanıyla da gördüğümüz zaman suçluyu, yani şiddet politikalarıyla, işkencelerle, yasa dışı her türlü uygulamayla terör örgütünün ekmeğine yağ sürmüş olan bütün eski “kamu” görevlilerini de tespit edebiliriz.
Demokrasi, insan hakları gibi kavramlar ortada duruyordu da terör örgütü bunları kaptı diye bir şey yok. “Ayıp listemiz” yoluyla biz, onlara kendi ellerimizle teslim ettik.

