Türk Ceza Kanunu'nun "basın yoluyla işlenen suçlar"la ilgili maddeleri hakkında çok konuşuldu, düzeltilmesi için çok öneri getirildi.
Sorumlu kişiler, ilgili bakanlar, bir süre direndikten sonra eleştirileri kabul ettiler. Kanunun, düzeltilmek amacıyla yürürlük tarihi değiştirildi, 1 Haziran'a alındı.
Ancak şu anda Ankara'da yapılan çalışmalara bakıldığında Hükümetin bu eleştirileri dikkate almadığı, sadece dikkate alır "gibi yaptığı" görülüyor.
* Yeni TCK'daki basın özgürlüğünü, gazetecilik yapılmasını, halka haber verilmesini engelleyen maddelerde önemli bir değişiklik için harekete geçilmiş değildir.
* Eğer bu maddeler değişmezse Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları birçok önemli olayı öğrenemeyecek, farklı yorumlar okuyamayacak, farklı bakış açılarıyla karşılaşamayacaktır.
Bu hükümete de bulaştı
Siyasi iktidarların kendilerini zor kurtardıkları bir hastalık AKP hükümetine de bulaşmış görünüyor. Bu hastalık, sonuçta "demokrasiden korkma" hastalığıdır.
İktidara aday olan siyasiler her zaman demokrasideki kısıtlardan şikâyet eder, sonra bunların arasından çıkıp iktidar olanlar da demokraside kısıtlama yapmanın yollarını ararlar.
Bu iktidar hastalığının uç verdiği alanlardan biri basındır, medyadır.
* Siyasiler basın özgürlüğünü, halkın haber alma, bilgi alma hakkının güvencesi ve tek yolu olarak görmezler. Kendi iktidarlarını daraltmaya, yıpratmaya yönelik bir organizasyonun dokunulmazlık zırhı gibi görürler.
1 Haziran'da yürürlüğe girecek olan TCK'nın "basın yoluyla işlenen suçlar" maddelerinde tümüyle bu anlayışın egemenliği görülmektedir.
Meclis komisyonu çalışmalarına katılan bütün vekiller çabalarını bu konuda yoğunlaştırmış ve ortaya bu maddeler çıkmıştır.
CHP yönetimi farklı mı?
* İşin ilginç yanı, bu maddeler geçerken CHP'nin herhangi bir tepki göstermemiş, kamuoyuna durumu anlatmamış olmasıdır.
Kendilerinin ana muhalefetteki iktidarıyla yetinen CHP yönetiminin de basına, medyaya "iyi" gözle bakmadığının bir kanıtı bu konudaki sessizliğidir.
Ankara'dakiler demokrasiyi ve onun güvencesi olan, özünü oluşturan tüm özgürlükleri içlerine sindiremedikleri sürece demokrasi sürekli zedelenmeye mahkûmdur. Sonuçta kısıtlanan ise vatandaş hakları ve özgürlükleridir.
Ankara'da resmi plakalı araçlarda, ruhsuz makam odalarında, koruma, hademe ve partili ordularıyla kuşatılmış muktedir ortamlarda bazı gerçekleri görmek zor olur.
TCK konusunda Ankara'da görülen direniş ve inadın kaynağı da budur.
İnat siyaseti
Türk Ceza Kanunu'nun "basın yoluyla işlenen suçlar"la ilgili maddeleri hakkında çok konuşuldu, düzeltilmesi için çok öneri getirildi
Haberin Devamı

