Başbakan Tayyip Erdoğan, dün (D.B.) Tercüman Gazetesi'ne verdiği demeçte "ticari işleriyle" ilgili olarak da konuşuyor ve kendini savunuyor. Söylediği özetle şudur: "Yaptığım işte herhangi bir usulsüzlük yoktur, normal ticaret yapıyorum ve helal para kazanıyorum, işlerimi bırakmaya da niyetim yok."
Tayyip Erdoğan, halkın siyasette etik kuralların en dibe vurmasına karşı gösterdiği tepkinin sonucu olarak iktidara geldi. Önceki dönemlerde siyasi partiler birbirlerini her türlü ahlâksızlık ve hırsızlıkla suçladılar; doğru olan ya da abartmayla kulaktan kulağa yayılan yolsuzluk iddiaları geçen dönemin bütün bu partilerini bitirdi. Yıkımın içinden de Erdoğan ve partisi çıktı.
Siyasilerin, değil bakan ya da başbakan olmak, aktif siyaset yaptıkları dönemde başka iş yapmamalarının nedeni her türlü nüfuz suiistimalini önlemektir. Örneğin, başbakanın bakkal dükkânı varsa, bırakalım bunu kötüye kullanmayı; ondan alışveriş yapan herkes borcunu zamanında öder, asla pazarlık etmez; ona mal verenler -böyle bir talep olmasa bile -mal satma koşullarında diğer bakkallara kıyasla çok daha hoşgörülü davranırlar vs.
Geçen dönemin Bayındırlık Bakanı, bakanlık döneminde inşaat malzemeleri ticaretine devam ettiği için eleştirilmiş ve istifa etmek zorunda kalmıştı. Böyle bir işi yapması bile siyasi etiğe aykırı olduğu için kendini savunması mümkün değildi. Ancak şu anda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan Erdoğan, yaptığı işi savunmaktadır. Savunması da herhangi bir hile ve yolsuzluk yapmadığına, kazandığı paranın "helal" olduğuna dayanmaktadır.
Önce en yukardakiler
Başbakan'a danışmanlarının şunu anlatması gerek: Siyasi ahlâkın bugün ulaştığı aşamada bir başbakanın bakkallık yapması ya da herhangi bir başka iş yapması kabul edilemez. Başbakanlık maaşıyla geçinilemiyorsa bunun çözümü siyaseti bırakıp yalnızca ticaretle uğraşmaktır. Gelişmiş bütün demokrasilerde bu ilkenin korunmasına yönelik kurallar vardır. Kimi ülkelerde, örneğin ABD'de bunlar yazılı kurallardır. Kimilerinde ayrıntılı yasalar yoktur ama toplumdaki gelişmiş ahlâk anlayışı bu ilkelere uyulup uyulmadığını sıkı sıkı izler.
* Başbakan gıda maddeleri ticaretine ya da toptancı bakkallığa devam edeceğine göre bütün diğer bakanların, milletvekillerinin, belediye başkanlarının kendi işlerini kurmaları ve bu işlerle uğraşmaları doğaldır. Örneğin belediye başkanları arsa ve emlak ticareti yapan şirketler kurabilirler. Milli Eğitim Bakanı ders kitapları yayınlayan bir şirket kurabilir.
Erdoğan'ın mantığına göre bütün bu işlerde kazanılan para helal olacaktır. Ama belediye başkanının kimseye bir şey söylemesine gerek yoktur, belediye ile işi ya da ilgisi olan herkes zaten onun şirketiyle iş yapacaktır. Milli Eğitim Bakanı'nın kimseye bir şey söylemesine gerek yoktur, çünkü zaten okullarda onun yayınladığı kitaplar okutulacaktır.
* Nüfuz suiistimali zaten bu olayın doğasında vardır. Başbakan'ın şirketi dururken hangi "salak" gider de başkasıyla iş yapar, hangi "densiz" gider de indirim ister, hangi üretici zam yapmaya kalkar. Siyasi ahlâk kuralları boşuna getirilmiş değildir. Ve bu kurallara uyulması en çok, en yukardakiler bakımından önemlidir. En yukardakilerin bu konularda en hassas kişiler olması gerekir... Ki "imam cemaat" işleri tekrar bütün toplumu sarmasın, eski hastalıklar tekrar nüksetmesin...
İmam ve cemaat
Başbakan Tayyip Erdoğan, dün (D.B.) Tercüman Gazetesi'ne verdiği demeçte "ticari işleriyle" ilgili olarak da konuşuyor ve kendini savunuyor. Söylediği özetle şudur
Haberin Devamı

