Haberin Devamı
Cumhurbaşkanı Sezer “veda” niteliğindeki son konuşmasını Harp Akademileri’nde kurmay subaylara yaptı. Bu konuşmanın güncel açıdan en temel bölümü “rejime yönelik tehditler” ve “ılımlı İslam” değerlendirmeleridir.
Sezer de Cumhuriyet’in “kurulduğu günden beri günümüzde olduğu kadar tehlikeyle karşı karşıya kalmadığını” düşünüyor.
Bu değerlendirmenin hemen arkasından “ılımlı İslam”a geçtiği için “en büyük tehlike”nin bu olduğunu düşündüğü de açık.
“Ilımlı İslam” modeli Amerikan yönetiminin bazı odalarında Müslüman dünyaya hakim olma planları yapılırken Türkiye’ye biçilmiş yeni bir “rol” olarak belirdi. “Büyük Orta Doğu Projesi”ni ortaya çıkaranlar, tam anlamıyla laik ve demokratik bir cumhuriyet olan Türkiye’nin bu yapısıyla diğer Müslüman ülkelere “uzak” kaldığını, buna karşılık “ılımlı İslam” adı verilen bir modelle diğer Müslüman ülkeler üzerinde daha etkili olabileceğini düşünmüşlerdir. “Ilımlı İslam modeli” kavramını günlük dile çevirdiğimiz zaman, karşımıza AKP ve hükümeti çıkıyor.
Cumhurbaşkanı Sezer’in “ılımlı İslamın çok kısa sürede radikal İslama dönüşmesi kaçınılmazdır” sözü de bundan önceki bütün deneylerin doğruladığı bir gerçeği yansıtıyor. İran ve Afganistan böyle bir süreçle “kaydırılmış” tır, aynı türden bir zorlama da Pakistan üzerinde uygulanıyor.
Kuşkusuz Türkiye ile bu ülkeler arasındaki farklılıklar çok fazladır ve Cumhuriyetin kökleşmiş değerleri Türkiye’yi çok uzakta bir konuma getirmiştir.
Sezer’in söylediği kadar büyük bir tehlike altında olup olmadığımız tartışmalıdır. Böyle bir büyük tehlikeye inanmak Cumhuriyetin 84 yıllık kazanımlarına hafifsemek anlamına gelir. Cumhuriyetin 84 yıllık tarihinde birçok badire vardır ve bunların hepsi atlatılmıştır.
Bu tartışmanın ötesinde, Cumhurbaşkanı Sezer’in getirdiği “ılımlı İslam” yorumu bugünün koşullarında AKP karşıtı, dolayısıyla da Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasından tedirginlik duyan bir hissiyatı yansıtıyor.
Bir gün önce Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt da aynı hissiyatı “sözde değil özde” vurgusuyla belirtmişti.
Dün, Cumhurbaşkanı Sezer “ılımlı İslam ile radikal İslamın farkı yoktur” diyerek aynı fikri başka bir şekilde ifade etti.
Ve bugün de Ankara’da büyük bir miting yapılacak.
Bu üç güne arka arkaya konularak bakılırsa, “aynı mesajın üç ayrı boyutta tekrarı” görülebilir. Bunda bir haklılık payı vardır.
Cumhurbaşkanı Sezer’in “ılımlı İslam-radikal İslam” değerlendirmesi ise aşırı günlük bakış açılarının dışında görülmesi gereken bir uyarı olarak ciddiye alınmak zorundadır.
Not: En temel hak
Bugün Ankara’da Atatürkçü Düşünce Dernekleri’nin örgütlediği büyük bir miting yapılacak. Burada taşınacak pankartlar, bağırılacak sloganlar arasında olmasa da mitingin asıl amacı “Erdoğan’ı Çankaya’da istemiyoruz” düşüncesini etkili bir şekilde duyurmaktır. Elbette bunun ardından Erdoğan’ın çekinmesi ve adaylığını bir kez daha düşünmesi beklenmektedir.
Bütün bunlar demokrasinin içinde vardır. İnsanlar sokağa inecek ve kendileri gibi düşünenlerle birlikte güçlerini göstermeye çalışacaktır. Bu eylemlerin hedefi olan siyasiler de buna göre davranacaklardır. Demokrasi budur. Bu miting de demokrasinin vatandaşlara verdiği en temel haklardan birinin kullanılmasıdır.
Eğer miting, düzenleyicilerin beklediği boyutlara ulaşırsa, karşı görüşü savunanlar da sokağa çıkıp “Erdoğan Çankaya’ya” diye bağırabilir. Bu da onların hakkıdır.
Ama yapılabileceklerin arasında birbirine vurmak, karşısındakini geriletmek için demokrasi dışı yolları kullanmak yoktur. Ancak o zaman herkes bu hakkını istediği gibi kullanır ve demokratik bir düzende yaşadığımız için şükreder.

