İktidar yorgunluğu

AKP Hükümeti çabuk yoruldu. Yorgunluk sinir bozukluğunu getirir. Siniri bozulmuş olanların da değil kriz ortamlarında, basit sorunlarla karşı karşıya kaldıklarında dahi serinkanlı düşünmeleri ve davranmaları mümkün olmaz

Haberin Devamı

AKP Hükümeti çabuk yoruldu. Yorgunluk sinir bozukluğunu getirir. Siniri bozulmuş olanların da değil kriz ortamlarında, basit sorunlarla karşı karşıya kaldıklarında dahi serinkanlı düşünmeleri ve davranmaları mümkün olmaz.

"Çok başarılıyız" diye sürekli övünmek de aslında yorgunluğun belirtisidir. Yorulan, geriye dönük başarılarıyla avunur, avutur. Geleceğe dönük yeni plan ve projeler hazırlayamaz.

* AKP hükümetinin, özellikle Kıbrıs ve demokrasi konulannda önemli adımlar attığı ortadadır. Kimse bunlan inkâr etmiyor. Buna karşılık Avrupa Birliği meselesinde, yetkililer ne kadar inkar ederse etsin, gözle görülür bir yavaşlama var.

* Bunun yanında, Türk-Amerikan ilişkilerinde de Washington kaynaklı bazı baskıların etkisiyle farklı bir ortama girildi.

* Aynı şekilde, Irak'taki gelişmelerde Türkiye'nin "devre dışı" kaldığı ortada. "Devrede" olmak demek, Türkiye'nin en yakın komşusundaki gelişmelere, Irak'taki bütün halkların yararına katkıda bulunan bir ülke olması demektir.

* Ve sıkıntı çekilen konular listesine ekonomi de eklenmelidir.

Bu temel alanların hepsinde bir "iktidar yorgunluğu"nun bütün izlerini görmek mümkün.

İpler elden kaçarsa
İktidar yorgunluğunun temel kaynağı, tabii ki olayların hızla geliştiği bu alanlarda temel "vizyon" eksikliğidir. "Vizyonu" geliştirecek ve siyasi iktidarın olayların arkasından "panik içinde" koşturan değil, olayları önceden görebilen ve her konuda tedbir alabilen bir konuma getirecek olan da "kadro"dur.

* Bugünkü yorgunluğun bir nedeni de Başbakan'ın şahsen her yere "koşuşturan" her konuda "konuşan" yönetme tarzı.

Başbakan'ın kadrosu dar ve iktidarının üç yılı boyunca bu kadro aynı kaldı, geliştirilmedi. Bakanların çoğu "teknokrat" konumunda ve politika üretme süreçleri içinde değil.

İktidar yorgunluğu, sürekli olarak yanlış yapma potansiyelinin varolması demektir. Bunun en basit örneği de İstanbul'daki, göstericilere polis dayağı olayında görüldü. Başbakan ya da İçişleri Bakanı daha ilk gün çıkıp "Ben de bu üzücü sahneleri gördüm, gerekli her şey yapılacak ve bundan böyle bu sahneler yaşanmaması için bütün tedbirler alınacaktır" deseydi, sorun anında bitmiş olacaktı.

"Yakın çevre"nin en klasik refleksi, bulunduğu yerde kalabilmek için, her şeye "baş sallamak"tır. Avrupa Birliği ile krize dönüşen böyle tatsız bir olayda kimsenin Başbakan'a mantıklı bir öneride bulunmadığı da bellidir.

Yorgun iktidar, ipleri bir bir elinden kaçırır. Panik tepkileri verir. Aldığı her yanlış karar başka yanlış kararları getirir.

AKP'nin üst düzeyi bunu görüp tedbir alamazsa da fatura yine, her zaman olduğu gibi bütün ülkeye çıkar.

DİĞER YENİ YAZILAR