Biraz hafızamızı yokladığımızda, Tayyip Erdoğan’ın dün bütün büyük gazetelerin manşetlerinden ilk kez böyle tepki aldığını söyleyebiliriz.
Erdoğan, öfkesini kolay gizleyebilen bir kişi değil. Hatta bugüne kadar çektiklerinin bir bölümü “dili belası”dır denilebilir. Daha önce “Ananı da al git” gibi “veciz” bir ifade de kullanmış ve yine tepkiyle karşılaşmıştı. Ama bugünkü gibi bir tepkiyle değil.
Bugün gördüğü tepkinin bir yanında Bekir Coşkun’un toplumun önemli bir kesiminin duygularını ustaca yansıtan bir yazar olması yatıyor.
Yazarlar, duygu ve düşüncelerini en sivri şekillerde yansıtmak ancak hakaret unsurunu ve yasal sınırları gözetmek durumundadırlar. Dilin ifade imkânlarını zorlayabilirler.
Bekir Coşkun Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı olarak tanımayacağını yazdı. Bu ifadenin yansıttığı duygu bellidir ve bu “meşru” bir duygudur.
Buna karşılık Erdoğan’ın gösterdiği alınganlık ve “git” fiilinin bir şeklini kullanarak verdiği tepki meşru değildir.
Dün bir açıklamayla, Başbakan’ın “kişiselleştirmeden, çoğul bir özne kullandığı, herhangi bir şahsı işaret etmediği” belirtildi ama bu açıklama asıl sorunu değiştirmiyor. Tersine, altını çiziyor. Meşru olmayan bir tepkinin muhatabı da olamaz.
Başbakan’ın Bekir Coşkun’a gösterdiği tepki, tarzının ötesinde, taşıdığı anlamlar dolayısıyla daha da önem taşıyor.
Erdoğan mühim bir seçim kazanmış, ayrıca cumhurbaşkanı krizi dolayısıyla bir açıdan da referandum niteliği taşıyan bu seçimden büyük bir halk onayı alarak çıkmıştır.
Böyle durumlarda en büyük tehlikenin ne olduğunu biliyoruz. Bu hastalığı yaşayan onlarca siyasetçi, başbakan gördük, yakalandıkları bu hastalığın bütün topluma verdiği zararları yaşadık...
Bu bir hastalıktır, adına da “iktidar kibri” diyebiliriz. Bu kibir yüzünden insanlar ölçüleri çok kolayca kaçırır, “kendisi ve diğerleri” arasındaki ilişkinin niteliklerine ilişkin gerçeklik duygularını kolayca kaybedebilirler.
İktidar kibrinin en veciz iki ifadesi, rahmetli Adnan Menderes’e aittir. O unutulmaz iki cümleyi, “odunu aday göstersem milletvekili seçilir” ve “siz isteseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” cümlelerini Menderes’e o hastalık söyletmiştir.
Erdoğan, önümüzdeki beş yıl Türkiye’nin başbakanlığını yapacak. “Herkesin başbakanı olmak” vaadi, 22 Temmuz gecesi kendi ağzından çıkmış bir taahhüttür. Bu taahhüdü yerine getirmemenin sonuçlarını da bilmek zorundadır.
Başbakan’a son bir tavsiye: Basınla, gazetecilerle savaşmayın; onlara, benden olanlar-olmayanlar diye ayırıp farklı muamele etmeyin...
Menderes bunu yaptı, hedef aldığı gazetecilerden bazıları hâlâ mesleğin duayenleri olarak çalışmaya devam ediyor... Özal yaptı, uğraştığı gazeteciler hâlâ çalışıyor... 28 Şubat’ta bazı gazeteciler “andıçlandı” ama o gazeteciler, yazarlar hâlâ çalışıyor, yazıyor...

