Ruhumuzun demokrat olmadığının iki kanıtı her gün gözümüzün önünde tekrar ediliyor.
Kanıtlardan biri, “gizli dinleme”dir. Bu konuda çifte standart kavramının çok ötesinde bir ikiyüzlülük hâkim. Anlaşıldığı kadarıyla bu ülkede herkes dinlenmiş; gazeteciler de, her türden siyasi de, iş adamları da, askerler de, hatta başbakanlar da dinlenmiş. Herkesi ayrı birileri dinlemiş olabilir, ama sonuçta herkes herkesi dinlemiş.
Birileri örneğin Ergenekon sanığı emekli generalin eşini, kendisini değil; ya da hem kendisini hem de eşini dinliyor. Dinlenen konuşmada generalin eşi, bazı mahkemeler için “bizden” sıfatını kullanıyor.
Bu konuşma basına sızdırılınca ortaya iki tepki çıkıyor. Bir taraf “ne kadar ayıp, insan gizlice dinlenir mi” diye bağırıyor. Diğer tarafsa “onu boş ver içeriğine bak” diyor.
Ergenekon davası sürecinde anlaşıldığına göre, bu soruşturma kapsamındaki bazı kişiler kamu görevlisi oldukları sırada bazı siyasileri dinlemiş.
Bu kez, bir önceki olayda “ayıp” diye bağıranlar seslerini çıkartmıyor, “içeriğine bak” diye bağıranlar “olur mu, ne kadar ayıp” diye bağırıyor.
Ben dinlenirsem ayıptır, suçtur; sen gizlice dinlenirsen dinleniyor olman önemli değildir, konuşmanda geçen sözlerin daha önemlidir...
İki “taraf”da gizli dinleme konusunda olağanüstü bir ikiyüzlülükle davranmaya devam ediyor.
Aynı ikiyüzlülük yargı konusunda ortaya çıkıyor. AKP’ye kapatma davası açılınca AKP’liler “bu dava siyasidir, taraflı hukukçulara güvenemiyoruz” diye ağlıyor. Diğerleri “yargıya güveniyoruz” diye bağırıyor.
Sonra Ergenekon davası açılıyor. Bu kez AKP cenahı “yargıya güveniyoruz” diye bağırırken diğerleri “bu dava siyasidir, bu hukukçulara güvenmiyoruz” sözünü devralıp tekrar ediyor.
Yasa dışı gizli dinleme, kim yaparsa yapsın yasa dışı mıdır, değil midir? Yasa dışı ise herkes için yasa dışıdır, “sen dinlenebilirsin ama benim dinlenmem yasa dışıdır” demek ikiyüzlülüktür, bırakın hukuku, en basit insani hakkaniyet kavramına bile sığmaz.
Türk yargısına güveniyor musunuz, güvenmiyor musunuz? “Ben veya dostum yargılanıyorsak güvenmem, düşmanım yargılanıyorsa güvenirim” diyene kim güvenecektir.
İkiyüzlülük çamurunun içinde yaşamaya çalışıyoruz, bu çamur hepimizi boğazımıza kadar içine almış ve bu çamurdan çıkabilmemiz çok zayıf bir ihtimal.
Bu ikiyüzlülük çamurunu üretenlerin en çok tekrar ettikleri sözcük ise kendi ruhlarına belki de hiç işlememiş olan o kavramın adı: Demokrasi. Ve demokrasiyi “bana var sana yok” diye anladıkça da daha çok çamura batıyorlar.

