İkisi de kapatılmalı

Haberin Devamı

Meclis’te kavga eden üç partinin grup başkanvekilleri dün CNN Türk’te olayı tartıştı. AKP ve MHP sözcüleri bu tartışmada, tam anlamıyla “din üzerinden siyaset” yaptı. “Biz sizden daha Müslümanız” kavgasına giriştiler.

Doğrusu CHP sözcüsü bu kavganın içine girmedi, onun sorunu, kavgalı oturumu yöneten TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu’nun savunmasından ibaretti.

Bu tartışma bir açıdan, erken girilen seçim ortamının ana konularından birinin de “din” olacağını ortaya koydu...

***


Salı günü Meclis’te çıkan kavga, önümüzdeki dönemin nasıl yaşanacağını gösterdi.

Erkenden seçim havasına giren siyasi partiler, kendi seçmenini gerginleştirerek bağlamaya çalışan siyasiler, liderlerinin gözüne girmek için her şeyi yapmaya hazır milletvekilleri Türkiye’ye zor ve boşa harcanmış bir dönem yaşatmak için harekete geçmişlerdir.

Üç partinin Meclis grup yöneticilerinin dünkü tartışmasında Tayyip Erdoğan’a “peygamber” benzetmesi üzerine çıkan kavganın hesabı görülürken “kim daha Müslüman” itişmesinin öne çıkması, siyasetin tıkandığının da kanıtı oldu.

Ülkenin önemli sorunları üzerine fikir üretemeyen, çözüm arayışı içine girmekten bile aciz siyasi partiler, halkın bunu fark etmediğini sanıyor olabilir. Öyle olduğunu sanmasınlar, çünkü siyaset ne zaman böyle bir kısırlık içine girse, halk durumu tespit etmiş ve siyasilere cezayı kesmiştir.

***


AKP ve MHP sözcülerinin “din üzerinden siyaset” yaptıklarını herhalde bu konularda çok duyarlı olan Başsavcı da görmüştür. Sadece Anayasa’ya ve yasalara uygun çalıştığını savunan yüksek yargının, dünkü konuşmalar üzerine de hem AKP hem de MHP hakkında harekete geçmesi gerekir. Parti kapatmayla ilgili yasalar herkese eşit uygulanacaksa AKP ve MHP de “din yarışı”nın hesabını vermelidir.

Bunu, siyasi partilerin kapatılmasını onayladığımız için değil; Ankara’nın her köşesine sinmiş çifte standartçı ruhun capcanlı olduğunu göstermek için hatırlatıyoruz.

Seçime kadar Türkiye zor bir dönem geçirecek. Eğer Ankara bunun bir nebze farkına varıyor ve vahim bir zaman kaybının sorumlusu olmak istemiyorsa seçimi erkene almalıdır. Bu yılın Eylül ayında yapılacak bir seçim Ankara’yı, dolayısıyla da bütün ülkeyi sakinleştirebilir ve yeni bir Meclis’le Ankara kendisini yenileyebilir.

DİĞER YENİ YAZILAR