İran’ın İngiliz askerlerini kaçırmasının ardından sürpriz olmayan bir gerilim tırmanıyor. Bu gerilimin ucunda Amerikan-İngiliz ittifakının İran’a askeri müdahalede bulunması var.
İran, yakın ilişkide olduğu Şiiler yoluyla hem Irak’ta hem Lübnan sınırında İsrail ile filen savaş halindedir. Amerikan-İngiliz müdahalesi olması durumunda savaş İran topraklarına taşınmış olacaktır.
Bu durumda yangın bizim toprağımıza biraz daha yaklaşacak, güneydoğu sınırımız çok geniş bir savaş alanına dönüşecektir.
Bu ihtimalin ucunda Türkiye için “yeni fırsatlar” doğacağını zannedenler tekrar ortaya çıkabilir. Böyle büyük bir yangından faydalanıp Kuzey Irak sorununu “halletme” eğilimine girecekler de olabilir.
Bu mantığın tek sonucu vardır, o da Türkiye’yi, kendisini doğrudan ilgilendirmeyen bir yangının içine itmek.
Kuzey Irak, kürdistan ve Kerkük meselelerini bir çırpıda askeri yöntemlerle çözmek hevesleri içinde olanlar zaman zaman işaretler veriyor. Devletin üst kademelerinde böyle hayaller içinde bulunanlar olabilir. Kağıt üzerinde yapılacak planların bugünkü koşullar içinde tutmasının zorluğunu Amerika’nın Irak’taki durumu çok açık şekilde gösteriyor. Bütün bilgisayar programları, senaryolar, simülasyonlar gelip insan unsuruna çarpmış ve dağılmıştır.
Birinci Körfez Savaşı sırasında da dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal dış politikayı bizzat yöneterek “bir koyup üç alma” havasına kendini kaptırmıştı. Ama alınan bütün sonuçlar bunun bir hayalden öteye geçemeyeceğini gösterdiği gibi “müttefik” Amerika Türkiye’nin uğradığı zararları da karşılamaya yanaşmadı.
H H H
Amerikan-İngiliz kuvvetlerinin İran’ı vurması ihtimalinin artması, Türkiye’nin bu çatışma ortamından olabildiğince uzak kalmasını sağlayacak bir siyaset gütmesini daha da zorunlu kılıyor.
Türkiye’nin kısa, orta ve uzun vadeli çıkarları bölgede güçlü bir barış kalesi konumunu elde etmesinden geçiyor. Bunun dışında girişilecek her türlü deneme onarılması çok zor zararlarla karşı karşıya kalmamıza yol açacaktır.
Bu cumhuriyetin kurucuları dünyanın en karmaşık ve karışık dönemlerinde Türkiye’yi bütün çatışmaların dışında tutmayı başarmışlardır. O dönemlerde de büyük yangını fırsat bilerek bir şeyler kapma heveslileri vardı. Bütün yakın tarih, neyin doğru neyin yanlış olduğunu göstermektedir.
Not: Orhan Pamuk ve Doğu Perinçek
Genelkurmay İkinci Başkanı Amerika’da yaptığı bir konuşmada Orhan Pamuk ile Doğu Perinçek’i isimlerini vermeden kıyasladı ve “desteğinin” Doğu Perinçek’ten yana olduğunu gösterdi. Doğu Perinçek siyasi hayatına komünist olarak başlamış, Maocu hareketin Türkiye’deki lideri olarak devam etmiş, bir dönem PKK ile yakın temas halinde olmuş, Abdullah Öcalan’ı kampında ziyaret etmiş, törenle karşılanmış, son dönemde ise radikal milliyetçi üslubuyla tekrar adını hatırlatmıştır.
Orhan Pamuk, edebiyatta en üst nokta olan, bütün dünyaca böyle bilinen Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış; kitaplarını Türkiye’de yüz binlerce, dünyada milyonlarca kişinin okuduğu bir yazardır.
Bundan sonra dünyanın bütün dillerindeki ansiklopedilerde Orhan Pamuk adı “Türk yazar” olarak yer alacaktır. Milyonlarca dünyalı “Türkiye” adı ile “Türk kültürü” kavramı ile Orhan Pamuk’u birlikte anacaktır. Yirmi, otuz, kırk yıl sonra Orhan Pamuk’un kitapları okunmaya devam edecek, ama kimse Doğu Perinçek’i hatırlamayacaktır.

