TCK’nın 301’inci maddesinin bugüne kadar nasıl uygulandığı ortadadır. Hükümet bu konuda hâlâ sorumluluk alıp maddenin fikir özgürlüğünü kısıtlayan şeklinden çıkarılması için girişim yapmamakta ısrar ediyor.
Konunun havale edildiği bazı meslek örgütleri, sendikalar, dernekler ve sivil toplum örgütlerinden çıkan sonuç da tamamen durumu idare etmek oldu.
Hükümete öneri olarak verilen madde metnindeki fark birkaç kelime değişikliğinden ibarettir. Öneriyi getirenlerin görüşü aslında bir ricadan öteye gitmiyor. O rica da “Lütfen bu maddeyi düşünce özgürlüğünü kısıtlayan şekilde kullanmayın” cümlesinin dışında bir unsur taşımıyor.
Bu önerinin hükümet tarafından 301’inci maddenin yeni şekli olarak benisenmesi durumunda da pratikte herhangi bir değişiklik olması mümkün değildir.
AKP son iki yılı, bu maddenin yüksek yargı içtihatlarıyla kendiliğinden şekillenmesini bekleyerek geçirdi. Ama hükümetin beklediği içtihatlar oluşmadığı gibi, maddeyi her organ farklı yorumlamaya devam ediyor.
301’inci maddeyi artık bütün dünya öğrendi. Dışardan bakanlar, bu maddenin çevresinde ve bu madde tartışmasının ardında Türkiye’deki demokratik gelişmenin sürüp sürmeyeceği sorusunun cevabını bulmaya çalışıyor.
Ne yazık ki hükümetin sık sık kullandığı “En ileri demokrasilerde bile buna benzer maddeler var” söylencesi meslek örgütlerini de etkilemiştir. Batı demokrasilerinde 301’e benzeyen ve uygulanan maddelerin amacının ırkçı aşağılamaları önlemek olduğunu onlar da gözden kaçırdılar ya da görmezden gelmeyi tercih ettiler.
Kanunlarımızda “hakaret ve aşağılama” ya da “tahkir ve tezyif”i yasaklayan başka maddeler de bulunuyor. Bunlar açık tanımları olan, yorum alanını geniş tutmayan maddelerdir ve kimsenin bunlara bir itirazı yoktur.
301’inci madde üzerindeki tartışma tam anlamıyla demokrasi anlayışlarının tartışmasına dönmüş bulunuyor.
Bu konuda “madde tümüyle kalkmalıdır” diyen meslek örgütlerinin gerekçeleri bugüne kadar yüzlerce kez kamuya ve yetkililere aktarıldı. Ama önemli bir fırsat yine kaçırıldı. 301’inci maddeden davalar açılmaya, insanlar yargı önüne çıkarılmaya devam edecektir.
“Bize bu kadar demokrasi yeter” anlayışının aslında Türk toplumuna yöneltilmiş büyük bir aşağılama olduğunun farkına varamadığımız sürece bunları yaşayacağız.
Not: Siyasette etik
Meclis Komisyonu bir etik kurul oluşturulmasına ilişkin yasayı görüşmeye başladı. Aslında yasa “siyasi etiği” yani siyasilerin temel ahlaki kurallara bağlı kalmalarını sağlama amacını taşıyor. Böyle bir yasa çıkarma ihtiyacı duymak bile siyasilerin kendileriyle ilgili fikirlerini ortaya koyuyor.
Ama yasa henüz ilk görüşülme aşamasındayken AKP’li bir milletvekili önemli bir unsura dikkat çekti.
Tasarıya uygun şekilde yine basın eklenmiş ve siyasilerin “etiği”nden çok köşe yazarlarının “etiği”nin korunması amaçlanıyor.
Siyasiler, toplumun kendi haklarındaki yargılarını düzeltmekten çok kendilerini eleştiren yazarlar için yeni bir denetim unsuru getirmek istemiş. Siyasi etik meselesinin de yine başarılı olamadığımız bir alan olarak kalması ihtimali yüksektir.

