Huzurumuzu kaçırmayın

Haberin Devamı

1915 Ermeni tehcirinin “dramatik” sonuçlarıyla ilgili olarak açılan “özür diliyorum” kampanyasına Tayyip Erdoğan da uzak kalamadı. “Soykırımı onlar yapmış ki özür diliyorlar” gibi basit bir laf oturtmanın dışında söylediği şu: Böyle konulara girip rahatımızı kaçırmayın...

1915 olaylarını Türkiye daha yeni konuşmaya başladı. Tabii ki konuşmak için bilmek gerekiyor ve uzun yıllar bu mesele tarihin “bilinmezleri” arasında kaldı.

Bu konuda gazetelerin dışında, internet ortamında da çok tartışma yapılıyor. Aslında tartışma da yapılmıyor, yaygın faaliyet, bu konuda “resmi savunma” dışında bir şeyler söyleyenlerin “hainlikle” suçlanması şeklinde sürüyor.

Suçlayanların büyük çoğunluğunun konuyla ilgili olarak iki cümlenin ötesinde bir bilgi sahibi olmadıkları görülüyor. Ama buluştukları ortak nokta “benim atalarım yanlış bir şey yapmış olamaz” duygusudur. “Her milletin tarihinde kara dönemler olabilir ama benimkinde olamaz, benim tarihim yalnız şan ve şerefle doludur...”

***

Her ulusun tarihinde her şey vardır. Bizim tarihimizde, çok yakın tarihimizde Kahramanmaraş katliamı vardır. Bu katliamı yapanlar Türklerdir. Çok yakın tarihimizde Sivas katliamı vardır, bunu yapanlar da Türklerdir. Yakın tarihimizde 12 Eylül vardır, insanlara işkence edenler de Türk’tü. 6-7 Eylül rezaleti vardır, bunu planlayan ve yaptıranlar ve de yapanlar da Türk’tü. Yalan bir “huzur” isteyenler bunların da bilinmesini istemezler.

Bütün bunların gündeme gelmesine karşı gösterilen “huzurumuzu kaçırmayın” tepkisi bir savunma refleksinden ibarettir. İnsanların rahatının gerçekten kaçmaması için bütün bunların bilinmesi gerekir. Ve bilinmediği sürece de aynı rezaletler tekrarlanır durur.

Tayyip Erdoğan’ın meseleye dalış üslubu da, daha çok otoriter dönemlerde görülen “sana ne” mantığının tekrarıdır.

Evet, sen vatandaşsın sen tarihi öğrenmeye, bilmeye kalkıyorsun, yanlış yapıyorsun, sen “devlet büyükleri” nin sana söylediği kadarını bilmek dışında bir şey yapamazsın!

Araştıramazsın, öğrenmeye kalkamazsın, kalkarsan “huzur kaçırırsın!”

***

Onlar için “huzur” kimsenin konuşmaması, kimsenin düşünmemesi, “resmi” olanlar dışında bilgi sahibi olmaya kalkışmaması, kimsenin resmi bilgileri sorgulamamasıdır.

Böyle bir “huzur” eskiden vardı, otoriter rejimlerde vardı. Bu “huzur” içinde toplumu yönettiklerini zannedenlerin hepsi de tarihin derinliklerine yuvarlanıp gitti.

Yalan bir “huzur” içinde gözlerini kapayıp mümkün olduğu kadar az düşünerek yaşayıp gitmek var, bir de her şeyi bilmeye çalışmanın, konuşabilmenin, soru sorabilmenin “gerçek huzuru” var. Herkes istediği “huzur”u seçebilir.

DİĞER YENİ YAZILAR