Bir başbakan, bir heykele “ucube” demesi üzerine aldığı tepkilere karşı kendini savunurken, “kral çıplak dedim diye saldırıya uğradım” dedi.
O heykelle ilgili olarak “gerçeği” söylediğine hiçbir kuşkusu yok. O kadar yok ki, eleştirenlerin tavrı için “entelektüel despotluk” sözünü kullandı.
“Entelektüel despotluk” kavramını eleştirilere karşı bir savunma unsuru olarak ilk kullanan Erdoğan değil. Gerçekte bu kavramı ortaya çıkaran birinci güdü, okumuş yazmışlara yönelik “korku”dur. Bu kişilerin söylediği sözlerinin ağırlığı vardır. Ve tabii ki bir de “entelektüel namus” var. O “namus”a sahip olanlar, haksızlığa uğramış insanları, hayvanları, bütün canlıları ve insanın yarattığı gerçek emek ürünlerini, onları aşağı görenlere karşı korurlar.
Bir heykel için “ucube” demek, açık bir aşağılamadır.
Heykeli beğenme ya da “beğenmeme” durumu herkes için geçerlidir. Bir heykeli, bir resmi beğenmek ya da beğenmemek için de aynı sözü tekrar edelim, güzel sanatlar eğitimi almış olmak gerekmez.
Bir romanı beğenmek ya da beğenmemek için de o romanı okumuş olmak yeterlidir.
Ver herkes beğenip beğenmediğini söyleme hakkına sahiptir.
Ama “beğenmedim” diyenler arasında da hep bir fark vardır ve olacaktır. Belirli bir eğitimi almış olanların bir sanat eseri üzerinde düşündükten sonra söyledikleri “beğenmedim” ile aynı esere, örneğin bir heykele göz ucuyla bakanın söylediği “beğenmedim” sözü arasında çok ciddi bir “ağırlık” farkı bulunur. Birinciler, eğitimli oldukları için ve düşünmüş olmaları dolayısıyla “beğenmedim”i açıklama yükümlülüğünü de taşır. Diğerleri “beğenmedim” der geçer. “Neden beğenmedin” diye sorana da “beğenmedim işte” diyebilir, hatta “sana ne” diyebilir. Tabii sözünün ağırlığı da o kadardır.
Ama “Ucube” derseniz, heykeli aşağılamış olursunuz. Aşağılama ise, ister eğitimli ister eğitimsiz olsun kimsenin hakkı değildir.
Kendisinde böyle bir hak vehmedenlerse başkalarına da aynı hakkı tanımak zorundadır. Zaten heykeli az bir ülkede herkes kalkıp hayatında gördüğü tek heykele “ucube” der çıkar ve ilk “ucube” diyen de ülkesinin hâlâ neden geri bir ülke olarak kaldığını düşünür durur.
“Entelektüel despotluk”la suçlananlar, insanı ve yarattığı değerleri korumaya devam edecektir. Onlar olmasaydı heykeller, resimler sadece güç sahiplerinin hoşuna gidecek şekilde yapılır, kitaplar yine güç sahipleri için yazılırdı. Neyse ki öyle değil, bundan sonra da olmayacak.

