Heyecanlı bir taktik savaşından notlar

Böyle havaları Ankara çok sever. Bu savaşların sonunda kimin kazandığı ya da kazanmadığı da Ankara için fazla önemli değildir. Önemli olan bu savaşları yaparak “önemlilik” duygusunu, “iktidar” duygusunu tatmin etmektir

Haberin Devamı

Böyle havaları Ankara çok sever. Bu savaşların sonunda kimin kazandığı ya da kazanmadığı da Ankara için fazla önemli değildir. Önemli olan bu savaşları yaparak “önemlilik” duygusunu, “iktidar” duygusunu tatmin etmektir.

Cumhurbaşkanı seçiminin ilk turu dolayısıyla en yoğun taktik savaşlarını bir kez daha izledik. Savaşın ilk perdesini kimin kazandığı, kimin kaybettiği aslında belli olmadı. Şu anda kazanmış görünenlerin gerçekten kazanıp kazanmadığı, kaybetmiş görünenlerin gerçek durumu daha sonra belli olacak.

Dün Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki taktik savaşlarını özetleyelim:

*Tayyip Erdoğan’ın taktiği, başta Erkan Mumcu olmak üzere Anavatan’lı 20 vekil üzerine çalışmaktı. Bunu bütün kamuoyunun önünde yapmaktan çekinmedi. Çıtayı yükseğe, yani cumhurbaşkanının ilk turda seçilmesi kadar yükseğe koymuştu.

*Meclis Başkanı Bülent Arınç oylamaya geçilene kadar zaman kazanmak ve oturumda 367’nin üzerinde vekil olduğunu zapta geçirmek için çalıştı. Kazanabildiği zaman içinde sadece bir Anavatan’lı gelebildi, dolayısıyla bu taktik fazla verimli olmadı. Buna karşılık genel kurul salonuna burnunu uzatan bütün CHP’lilerin adlarını tutanağa geçirerek Anayasa Mahkemesi önünde CHP’ye karşı önemli bir dayanak elde etti. Ancak bunun Anayasa Mahkemesi kararı üzerinde etkili olup olmayacağı tabii ki belli değil.

Ağar’ın yanlışı
*DYP lideri Mehmet Ağar öğle saatlerinde yanına diğer üç milletvekilini alarak bir “orta yol” açıklaması yaptı. Ancak bu üç milletvekilinin ikisi birkaç saat sonra AKP’nin yanında yerlerini aldı. Bu sonuca bakıldığı zaman dünkü taktik savaşlarının kaybedenlerinden birinin Ağar olduğu söylenebilir.

*Anavatan Genel Başkanı Erkan Mumcu zaten DYP ile birlikte hareket etme konusunda fazla istekli görünmüyordu. Daha önceki açıklamalara karşın dün kendisini net olarak Ağar’dan ayırdı. Ağar’ın düştüğü yanlışa düşmedi, yani milletvekillerini Meclis’e getirmedi. Yanına vekillerini alıp saat 14.30’da Anavatan Genel Merkezi’nde uzun uzun konuştu, 19 vekilinin kaçmaması için kendine göre zamanlamalar yaptı, ancak 2 vekilini AKP’ye kaptırdı.

*CHP’nin bir tek hedefi vardı ve buna ulaştı. Meclis’in üçte iki çoğunlukla seçime geçmesi iddiasını Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Bu arada Arınç’ın genel kurul salonunda gördüğü bazı CHP’lileri de “mevcuda” yazmasına karşı Anayasa Mahkemesi’nin eski bir kararını buldu.

Mahkeme ne diyecek
Bundan sonra ne olacak? Anayasa Mahkemesi CHP’nin başvurusunu kabul etti. Herhalde bu konuda Meclis Başkanı Arınç’a görüş sorulacaktır. Arınç’ın ne diyeceği bellidir: “Anayasa’dan aldığım yetkiyi kullanarak yoklama yapmaya gerek görmedim. Ancak tutanaklara bakıldığı zaman Meclis oturumuna 368 milletvekilinin katıldığı görülmektedir, bunların 361’i oy kullanmış, 7’si kendilerine yaptığım çağrıya rağmen oy kullanmamıştır. Bilginize.”

Bundan sonra ne olacağı yine Anayasa Mahkemesi’nin kararına bağlıdır. Anayasa Mahkemesi üç yönde karar verebilir.

1- Cumhurbaşkanı seçimi için Anayasa zaten toplantı çoğunluğu olarak değil, karar çoğunluğu olarak 367 sayısını aramaktadır, dolayısıyla Meclis Başkanı da bu sayıyı aramaz ve kendi takdirine göre toplantıyı açar.

2- Anayasa, cumhurbaşkanı seçiminin başlaması için Meclis’te 367 milletvekilinin bulunmasını şart koşmaktadır, Meclis Başkanı’nın “Ben 367 aramam sözü” bunun çiğnenmesi anlamına gelir, dolayısıyla cumhurbaşkanı seçimi başlamamıştır.

3- Anayasa, ilk iki toplantı için 367 çoğunluğu aramaktadır. İlk oylamanın yapıldığı toplantıya Arınç’ın verdiği tutanağa göre 368 milletvekili katılmıştır, dolayısıyla seçim süreci başlamıştır. Aynı sayının ikinci oturumun açılması için de gözönüne alınması gerekir.

Karardan sonrası
*Birinci ihtimalde sorun bitmiş olur, üçüncü turda Gül cumhurbaşkanı seçilir, kimsenin söyleyecek bir sözü kalmaz.

*İkinci ihtimal doğrudan erken mecburi seçim yolunun açılması anlamına gelir, bunun giderilmesi için yeni bir hukuki yorumla sürecin tekrar başlatılması ve Meclis’e 367 milletvekilinin “gönüllü” olarak gelmesi gerekir.

*Üçüncü ihtimalde de AKP 2 Mayıs günü yapılacak ikinci tur için meclis’e 367 milletvekili getirmek zorunda kalacaktır. Bunun somut anlamı da AKP’nin bütün baskıyı Erkan Mumcu üzerine yoğunlaştırmasıdır.

Görüldüğü gibi ikinci ve üçüncü ihtimallerde AKP’nin hedefi yine Mumcu’yu ikna etmek olacaktır. Bu da siyasette çok olağan bir durumdur, işin içine siyaset dışı “kirli” yöntemler karışmadıkça kimsenin söyleyecek bir sözü olamaz.

Ankara bu havaları çok sever, bu havalarda, heyecanlanır, coşar, Türkiye’nin geri kalanını unutur. Sonra hava sakinleşince Ankara’nın dışını hatırlar. O zaman da bazıları için fazla geç olmuştur.

*****

İmzasız bir muhtıra
Geceyarısına 40-45 dakika kala Genelkurmay Başkanlığının internet sitesine bir açıklama girdi.

Altında bir imza olmayan açıklama sözkonusu internet sitesinde görünmeden yaklaşık yarım saat kadar önce Ankara’da bütün ilgili kişiler alarma geçti.Bu sadece “ne oluyor” alarmı idi.

Cumhurbaşkanı seçiminin ilk turunun ardından böyle bir metnin ortaya çıkmasınının birçok açıklaması olabilir.

Bu açıklamaların öncesinde metnin kendisini iyi okumak da gerekiyor. Metnin içindeki birkaç cümle dışında her Türk vatandaşı, kendisini laik cumhuriyet ilkelerine bağlı hissetiği sürece bunun altına imza atabilir.

Ama bu metin böyle bir günün geç saatlerinde Genelkurmay Başkanlığının internet sitesine giriyorsa anlamı çok farklıdır. Bunu Türk Silahlı Kuvvetleri içinde, emir komuta zinciri dışında bir girişim olarak görenler de olacaktır. Şu anda (28 Nisan Cumartesi Saat 01.00) bununla ilgili bir bilgi yok, ama Ankara’nın geleneksel havası içinde onlarca söylenti var.

Bu metin hem son cümleleri hem de zamanlaması ile bir “askeri muhtıra” dır. Askerin bir kez daha siyasete müdahalesidir.

Bunun ardındaki duyarlıklar sadece Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından değil, Türk halkının laik demokratik cumhuriyete bağlı geniş ve gerçek çoğunluğu oluşturan kesimi tarafından paylaşılmaktadır.

Muhtıra nitelğinde ve demokrasinin askıya alındığı dönemleri fazlasıyla hatırlatan bu açıklama hemen unutulmalıdır.

Türkiye’nin geleceği demokrasidedir, laik demokraside ve demokrasidedir.

DİĞER YENİ YAZILAR