Yargının güçlü olandan yana çalıştığına ilişkin inanç son yıllarda giderek kökleşmiştir. "Güven" araştırmalarına bakan, bunu kolaylıkla görür. Adalet de "az" güvenilen kurumlar arasına girmiştir ve çıkamamaktadır. Adaletin sağı solu farklı çalışınca doğal olmayan yargı sistemleri ortaya çıkmış, adalet herkes için farklı işlemeye başlamıştır. Ankara'daki "mühim" kişiler ne kadar parlak ve hamasi nutuklar atarlarsa atsınlar, ne yazık ki bugün ülkemizin "dökülen" kurumlarından biri yargı olmuştur. Bunu sağlayanın da siyasi nedenlerle yargıyla oynayan siyasi kişiler olduğunu, ilgili herkes bilmektedir.
"Vicdan ile cüzdan arasında"
Bugün Türkiye'nin adalet sisteminin "güçlüden yana" çalıştığının örnekleri neredeyse her gün, bütün gazete sayfalarında yer almaktadır. Güçlüden yana çalışacaktır ya da sistem bir türlü çalışamayacak, insanlar senelerce mahkemelere gidip gelecek, haklarını alamadıkları gibi üstelik bir de perişan olacaklardır. İşin bu yanı da, aslında hepsi birer "adalet savaşçısı" olan yargıç ve savcıların kimilerinde etkili olacak şekilde görev bilincinin yok edilmiş olmasıyla ilgilidir. Bu durumu anlatan en ünlü sözü birkaç yıl önce üst düzey bir yargı mensubu söyledi: "Vicdan ile cüzdan arasına sıkıştık..." Bu söz yargı sisteminde rüşvetin geçerli olduğunun en üst düzeyde itirafı olmuştur. Ne yazık ki çok görülen bir olaydır: Yargıç önemli kuruluş ya da kişilerin davalarına bakmaktadır, dava bir türlü sonuçlanmaz. Sonra yargıç görevinden ayrılır, hukuk müşaviri olarak o şirket ya da kişinin yanında çalışmaya başlar. Çok çarpıcı bir örneği geçenlerde yazmıştık, yine tekrarlayalım. Ankara'da gündüz saatlerinde merkezi bir yerde bir küçük trafik kazası olur, kazanın yapıldığı araç son model bir BMW'dir ve sahibesi Ankara Adliyesi'nde katiptir. Adliye katiplerinin son model otomobille işe gidip gelebilmesi pervasızlığın örneğidir. Söz konusu hanım bu otomobille işe gidip gelmekten çekinmemekte, ancak televizyon kameraları olay yerine gelince korkmaktadır.
Yargı kesiminin sorumluluğu
Kuşkusuz, sistemdeki yozlaşmayı önlemenin ya da yok etmenin yollarından biri, adalet çalışanlarının insani koşullarda yaşamalarının sağlanmasıdır. Ama bu böyle değil diye vicdan yerine cüzdanı koyanlara göz yumulması da en büyük vatan ihanetlerinden biridir. Her meslek kesimi kendi içindeki çürük elmaları ayıklamakla yükümlüdür. Ama ülkemizde bu bütün kesimler için geçerli değildir. Adalet savaşçılarının kendi içlerindeki çürükleri kamuoyuna açık olarak teşhir ederek temizlemeleri bugün ülkemizdeki yargı sisteminin reformu için ilk büyük adım olacaktır. Türkiye'de her kesime kangren gibi yayılmış bir rüşvet sorunu var, her meslekten insan rüşvet nedeniyle teşhir ediliyor, yargılanıyor, ama bir tek yargıç ya da savcı böyle bir suçlamayla karşılaşmıyor. Üstelik mahkeme kalemi memureleri son model BMW ile dolaşabiliyor fakat buna rağmen onlar da bu suçlamayla karşılaşmıyor. O zaman hiç kimse adaletten söz edemez.
Herkes için adalet
Yargının güçlü olandan yana çalıştığına ilişkin inanç son yıllarda giderek kökleşmiştir. "Güven" araştırmalarına bakan, bunu kolaylıkla görür
Haberin Devamı

