Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci döneminin birinci turunda bir sürpriz olmadı. Her şey beklendiği gibi oldu.
MHP, DTP, DSP, ÖDP ve BBP ile diğer bağımsızlar oturuma katıldı. Sadece CHP katılmadı.
Seçimin krizle tamamlanan ilk döneminde CHP’nin Meclis’i boykotu krizin en önemli tetikleyicisi olmuştu. CHP’liler için tekrar edelim, bu krizin ardından seçime DSP ile birlikte giren CHP’nin boykot ve engelleme siyaseti halk tarafından onaylanmadı.
CHP yönetimi yine aynı çizgide ısrar ediyor. Bu ısrardan umudu, halkın bir kesiminin “CHP ne kadar istikrarlı bir çizgi izliyor, aferin onlara” demesi olabilir. Böyle bir umut peşindeyseler seçimde aldıkları oy oranının aslında bir önceki seçime göre azalmış olduğunun bile hâlâ farkında değiller demektir.
CHP boykotçu tutumuyla kendisini yasal demokratik sistemin dışına atma eğiliminde. Bu tutum, siyasi mücadelenin başka “güçlere” dayanılarak yapılması konusundaki çabalarının iyice kurumlaşması sonucuna ulaşacak.
MHP, DTP ve DSP’nin Meclis içindeki siyasi faaliyetlere, kurallara uyarak katılma eğiliminde olduklarını cumhurbaşkanı seçimiyle açıkça göstermeleri CHP’nin oyunu “dışarda” oynama eğilimini güçlendirmiş olabilir. Böylece ana muhalefet partisi kendisini “meclis dışı muhalefet” konumuna çekiyor.
Bu politika halkın küçük bir kesimi tarafından onaylandığına göre CHP’lilere sorulacak bir soru vardır: Amacınız, hedefiniz nedir?
Bu sorunun herhangi bir cevabı henüz CHP cenahından gelmiş değil. Üstelik sorunun cevabını bulmak üzere yapılan bazı tahminler, CHP’nin demokrasiyle ilişkisini koparması ihtimalini de gündeme getiriyor.
Kendisini Meclis dışına çekmiş olan CHP’nin bu yoldaki sonu, sadece siyaset sahnesinin dışına düşmesi değil, giderek “marjinal” hale gelmesi olacaktır.
CHP’nin kimliğinin en önemli unsurlarından biri, cumhuriyetin kurucusu olmasının yanında ülkeye demokrasiyi, çok partili düzeni getiren parti olmasıdır.
CHP bu çizgisini sürdürdükçe inandırıcılığını iyice kaybetmeye, küçük bir seçmen grubunun tepkilerini yansıtan ve sistemin kıyısına sıkışmış bir parti olmaya mahkûmdur.
Siyasi sistemin tümüyle merkezin sağında yapılanmasına kızan, AKP’nin kazandığı seçim başarısına hayret etmeye devam edenlerin hesap soracakları bir tek adres vardır. Bu da CHP ve ebedi Genel Başkanı Deniz Baykal’dır.
Abdullah Gül’ün ve AKP’nin bugün oldukça geniş bir desteğe sahip bulunması da önemli ölçüde CHP’nin politikalarının sonucudur. Bunun dışında nedenler arayanlar sadece kendilerini kandırırlar, tıpkı 21 Temmuz günündeki gibi.

