Her zaman sıkıntılı olmuştur

Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili yorumlar arasında bir söz, fazlaca tekrarlandığı için doğrudur sanılmaya başlandı. Kimileri bu seçimin Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en sıkıntılı cumhurbaşkanı seçimi olacağını söylüyor

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili yorumlar arasında bir söz, fazlaca tekrarlandığı için doğrudur sanılmaya başlandı. Kimileri bu seçimin Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en sıkıntılı cumhurbaşkanı seçimi olacağını söylüyor.

Türkiye’de hemen tüm cumhurbaşkanı seçimleri kendi dönemlerinin koşulları içinde sıkıntılı olmuştur.

Prof. Hikmet Özdemir’in “Atatürk’ten Günümüze Cumhurbaşkanı Seçimleri” adlı çalışması yakınlarda yayınlandı. Önümüzdeki seçim dolayısıyla geriye dönük yorumlar üretmek isteyenlerin

bu kitabı okuması gerekir.

Cumhurbaşkanı ya da başkan seçimi her zaman sıkıntılıdır. Tabii cumhurbaşkanının bir tür yetkisiz kral konumunda olduğu ülkeler dışında. Örneğin Almanya’da cumhurbaşkanı yetkileri son derece kısıtlıdır, seçiminde hiçbir zaman sorun olmaz.

Devlet başkanının üst yönetim yetkilerini hükümetle paylaştığı Fransa’da her seçim büyük siyasi krizlerin nedenidir. Bizdeki seçimle aynı dönemde bu ülkede yapılacak olan başkanlık seçimi aylardır büyük tartışma konusu olmaya devam ediyor. Kamuoyu yoklamalarında adaylar bir aşağı iniyor, bir yukarı çıkıyor, Fransız halkı da bazı tercihlerde zorlanıyor.

***

Anayasamızın belirlediği cumhurbaşkanı yetkileri, yarı başkanlık sisteminin geçerli olduğu ülkelere göre oldukça kısıtlıdır. Cumhurbaşkanı ile hükümetin farklı kanatlardan olduğu dönemlerde de hükümet her zaman cumhurbaşkanını “kenara itme” imkânını bulmuştur. Menderes Bayar’a aynı şeyi yapmış, Demirel Özal’a aynı şeyi yapmıştır. Bugün de farklı bir durum yok. Veto edilen kanunlarda, onaylanmayan atamalarda AKP hükümeti her zaman bir yolunu buluyor ve kendi istediğini yapıyor.

Böyle bir yetki farkına rağmen en tepedeki siyasilerin cumhurbaşkanı olma talebini anlamak bazen güç oluyor. Örneğin Türkiye’yi iyi bilen, iyi izleyen yabancılar bile bunu kavramakta
güçlük çekiyor.

***

1989 yılında bugünden hiç de farklı olmayan bir siyasi gerilim ortamında

Turgut Özal’ın cumhurbaşkanı olup olmayacağı tartışılıyordu. Biz de bir davetle ABD’nin başkentinde bulunuyorduk. ABD Dışişlerinin üst düzey bir görevlisi de bu soruyu sordu. Başbakan çok daha yetkili olmasına rağmen Özal neden cumhurbaşkanı olmak isteyebilir?

Bu sorunun cevabı bizim için basitti: Cumhurbaşkanlığı, yetkileri ne kadar az olursa olsun, her zaman bir insanın gelebileceği en üst makam olarak görülür, öyle algılanır; siyasiler de

Turgut Özal da bunu böyle görür.

Amerikalı diplomat konuşmayı

biraz hafifletmek için “Peki siz cumhurbaşkanı mı olmak isterdiniz başbakan mı” diye sordu. Cevap “Tabii ki cumhurbaşkanı” oldu. Amerikalı diplomat “Anayasanıza göre aday olabilirsiniz” deyince de altta kalmak istemedik: “Siz beni destekleyeceğinize söz verin, hemen aday olurum...”

***

Bu, konuya biraz hafif yaklaşmanın bir örneği gibi görülebilir; ama birden fazla gerçeği gösteriyor.Cumhurbaşkanı seçimi gibi önemli
bir meselede fazla tartışma yaşanmaması, insanların birbirlerine “lütfen siz buyurun” kibarlığıyla davranması beklenemez.

Bu seçim de bundan önceki tüm cumhurbaşkanı seçimleri gibi sıkıntılı bir sürecin sonunda gerçekleşecektir. Asıl önemli olan, seçim bittikten sonra bütün siyasi güçlerin yeni konumlanmalar içinde gerilimleri durdurma yönünde davranmalarıdır.

DİĞER YENİ YAZILAR