CHP Genel Başkanı, “Nerede bu Ergenekon, gideyim üye olayım” derken, herhalde eski Susurlukçuları, faili meçhul cinayet sanıklarını, bomba atanları, askeri malzemeyi dışarı çıkardığı için askeri mahkemede mahkûm olanları, “Jitem’i ben kurdum” diye övünerek yasa dışı faaliyetleri itiraf edenleri kastetmiyordur.
Hrant Dink’i tehdit edenleri de kastetmiyordur, cinayeti işleyenlerin ilişkili olduğu kamu görevlilerini de kastetmiyordur. Siyasi iktidarı zora sokmak için plan yapan, böyle bir görevi olmadığı halde plan yapıp “ülkeyi nasıl istikrarsızlığa sokarız” diye tartışanları da kastetmiyordur.
Başbakan’ı “dinleyenleri” de kastetmiyordur. Başbakan’a suikast planı yapanları da kastetmiyordur. Askeri mahalde döşeme altına belge gizleyenleri, “belgelerde bir şey yok” diyen ama onların neden yeraltına gizlendiği sorusunu duymazdan gelenleri de kastetmiyordur.
Bunlar ve bunlara benzeyen çok sayıda faaliyet yüzünden yargılananlar ile aynı safta bulunmak isteyen bir sosyal demokrat lider olabileceğini düşünmek mümkün değil.
Bunları, bu ağır suçlamalar altında olanları kastetmediğine inandığımız zaman onun da kendisine göre bir “Ergenekon tarifi” olduğunu düşünebiliriz.
CHP Genel Başkanı da, çok sayıda vatandaş gibi Ergenekon ve ilişkili davalar konusunda kuşkuludur. Ama onun ve çok sayıda vatandaşın kafasında kuşkular, soru işaretleri dolaşıyor, yukarda saydığımız ağır suçlamaları, hatta kimi yargı kararlarını unutma noktasına gelebiliyorlarsa; onun ve aynı kuşkuyu taşıyanların neden hâlâ bu noktada oldukları üzerinde de düşünmek gerekiyor.
Bunun nedeni olarak, soruşturma ve dava sürecinde yapılan kimi yanlışları görebiliriz.
İlhan Selçuk’tan Türkan Saylan’a ve son olarak da Odatv operasyonuna kadar açıklaması yapılmamış uygulamalar hâlâ insanların davanın esasından uzaklaşmasına, insanları “asıl” meseleden uzaklaştırmaya çalışanların başarılı olmasının önünü açıyor.
Soner Yalçın’ın yönettiği yayınlar “ulusalcı” nitelikte olabilir, böyle görülebilir. Ama bir yayıncı, bir yazar gözaltına alındığı zaman bunun açıklamasının çok net olarak yapılması şarttır. Yapılmadığı zaman da insanlar olayın özünü kaybetmeye başlar, “ben de Ergenekon’a üye olacağım” diyen bir “solcu” siyasetçi de çıkar ve bu sözüyle alkış toplar.
Ergenekon ve Balyoz davaları, en önemli siyasi davalardır ve sağlıklı bir şekilde yürütülmeleri, gerçek bir temizlenme için şarttır. Ama davanın içine bir yazar ve yayıncı konulup da bunun çok haklı gerekçeleri ortaya konulamadığında en büyük zararı bu davaların inandırıcılığı görüyor.

