Haberin Devamı
Barış dili için yine çok zor bir ortama girdik. PKK’nın son saldırılarıyla birlikte savaş diline, “misli”yle başlayan sert tepkilere meydan alabildiğine açıldı.
Böyle ortamlarda barış dilinin zayıflık ifadesi olacağını zannedenler üsluplarını daha da sertleştirirler.
Yüzlerce kez yaşandı, yine aynı şey, ilk defa oluyormuş gibi yaşanacak...
Cumhuriyetin ikinci yılından beri, 86 yıl boyunca yaşananların ilk kez açıkça konuşulabildiği bir ortama ulaşılmışken, savaş dilinin bir kez daha egemen olmasıyla bütün barış umutları söndürülmek isteniyor.
PKK miadı dolmuş, ancak Kürt siyasi hareketleri üzerinde vesayeti devam eden bir yapılanmadır. Bu yapılanmayı yine Kürt siyaseti tasfiye edecektir.
Tasfiyenin altyapısını demokratikleşmenin oluşturacağı da çoktan ortaya çıkmıştır.
Kürt siyasetinin yeniden yapılanmasının yolunu açma konusunda Ankara’nın başarılı olduğunu söylemek de zordur.
KCK davalarıyla, devam eden gözaltılarla, operasyonlarla PKK’ya yeni kan verilmiştir.
Son günlerde, bayram ertesi bu operasyonların tırmanacağına, aralarında milletvekillerinin de olduğu binlerce kişinin gözaltına alınacağına ilişkin söylentilerin basında yer almasının açık bir sonucu vardır, o da PKK’nın savaş dilinin Kürt tarafındaki tartışılmaz egemenliğidir.
Ölüm sayıları arttıkça, hapse atılanların sayısı kabardıkça meselenin bitmeyeceğini, tam tersine uzayacağını Türk toplumu gördü, ama Ankara’da hâlâ görmeyenler var.
Her şeye rağmen barış dilinin egemen olmasını sağlamak bir zayıflık değildir; kendine güvenin, toplumuna güvenin, temsil ettiğine inandığın insanlara güvenin ifadesidir.
AKP hükümeti de BDP de, sahip oldukları toplumsal destekle tekrar barış diline dönüşü sağlamakla yükümlüdür.
“Sözün bittiği yer”, silahların konuştuğu, şiddetin egemen olduğu yerdir. Ve Türk toplumu hep oradaydı, ilk kez oradan çıkma umudunu geliştirmeye başladı.
Barış dili yükseldikçe silahlara kalan alan daralacaktır.
Türk toplumu Ankara’dan da, Türkiye’nin Kürtlerini temsil edenlerden de bunu bekliyor.

