Her konuda konuşmak

Siyasilerimizin, özellikle en "yukarı" makamlara yükselmiş siyasilerimizin kurtulamadıkları hastalıklardan biri de "her konuda konuşmak'tır

Haberin Devamı

Siyasilerimizin, özellikle en "yukarı" makamlara yükselmiş siyasilerimizin kurtulamadıkları hastalıklardan biri de "her konuda konuşmak'tır.

Deprem olur konuşulur, tren kazası olur konuşulur, ekonomi konuşulur, dış politika konuşulur, konuşulur da konuşulur.

Her toplantıya gidilir ve mutlaka konuşulur. Düzenlediği toplantıya ilgi çekmek isteyen herkes de mümkün olan en "yukarı"yı davet eder. Zamanın elverdiği ölçüde bütün bu davetlere katılınır ve toplantının ana konusu hakkında konuşulur...

Sadece bir kürsü ve bir mikrofon bulunduğunda değil, ayaküstü de konuşulur. Sorulan herhangi bir soruya "O konu bir uzmanlık alanıdır, benim buna cevap vermem mümkün değil, filanca bakana ya da kuruma sorun" denmez, o anda akla gelenlerle cevap verilir.

Ve tabii bunların hepsi "haber" olur. Televizyonların haber saatlerinde, gazetelerin iç ya da baş sayfalarında yer alır. Hatta bu ayaküstü konuşmalar üzerine tartışmalar yapılır, kavgalar çıkar.

Siyasilerin bu konuda kendilerini savunmak için başvurdukları yollardan biri, gazetecilere, köşe yazarlarına dönerek "siz de her konuda yazıyorsunuz" demektir. Gazete sayfasının "köşesinde" yer alan ve etrafına çerçeve atılmış her yazıyı "köşe yazısı" olarak görürseniz bu savunma "yerinde" gibi görünür.

Gazeteci de "her şeyi bilen insan" değildir. Bilginin kaynaklarını ve bu kaynaklardan yararlanmayı bilen, bunlan gazete üslubu içinde okurlara aktaran bir meslek insanıdır.

"Sui misal misal değildir," yani kötü örnek, örnek alınmamalıdır. Ama kötü örnekleri kullanarak düzeyi sürekli aşağıya doğru çekmek de yine bize özgü "mücadele" yöntemlerinden biri.

O soru akıllara takıldı mı...
Siyasiler, önünde bulduğu her mikrofona konuşmayı, televizyonda sürekli olarak görünmenin sağlam bir yolu gibi görebilirler. Ama bu kadar sık konuşup ve ekranda bu kadar sık görünen bir siyasinin artık sözleri duyulmaz olur, görüntüsü de "gına getirir," bıktırır.

Üst düzey siyasilerin ayaküstü olmayan konuşmalarını danışmanlar yazar. Bazılarının bütün konuşmalarını danışmanları yazar. Danışmanlar da sonuçta her konuyu bilen kişiler değildir, belli konularda bilgisi olan kişilerdir.

Danışmana sürekli olarak uzman olmadığı konularda talepler gelirse, o zaman danışman da hazırladığı konuşma metinlerini ortalamaya, genelleştirmeye başlar. Yani siyasinin önüne gerçek anlamda içerikli ve dolgun olmayan metinler konur ve o da bunları okur.

Çağrıldıkları her toplantıya gidip konuşmaları, her durumda konuşmaları, sürekli olarak seyahat etmeleri, siyasilerin "iyi" çalıştığını göstermez. Bu kadar çok seyahat eden, bu kadar çok sayıda toplantıda konuşan, bu kadar çok açılışta kurdele kesen bir kişinin ne zaman toplantı yaptığı, ne zaman insanları gerçekten dinlediği, ne zaman kritik dosyalar üzerinde çalıştığı sorusu sorulur.

DİĞER YENİ YAZILAR