Hep aynı oyun

Malatya’daki vahşetle ilgili bilgiler ortaya çıktıkça yine aynı soru işaretleriyle, aynı kuşkularla karşı karşıya kalıyoruz

Haberin Devamı

Malatya’daki vahşetle ilgili bilgiler ortaya çıktıkça yine aynı soru işaretleriyle, aynı kuşkularla karşı karşıya kalıyoruz.

Trabzon’daki Rahip Santoro cinayeti, İstanbul’daki Hrant Dink cinayeti ve arkasından gelen Malatya vahşeti “yine bir yerlerden düğmeye basıldı” diyenleri haklı çıkarabilecek ortak özellikler taşıyor.

Trabzon’daki Santoro cinayetinin faili 18 yaşından küçük bir çocuk. Bu çocuğun tabancayı nasıl bulduğu, kimlerle ilişkisi olduğu anlaşılamadan olayın üstü tam anlamıyla kapatıldı. Cinayetin “tek başına işlenmiş” bir suç olduğu görüşü kabul ettirildi. Ama bu çocuğun akıl sağlığının yerinde olduğu da ortaya çıktı.

***

Hrant Dink cinayetinin hemen ardından emniyetin yüksek görevlileri “milliyetçi duygularla işlenmiş kişisel bir suç” diye açıklama yaptı. Ama böyle olmadığı anlaşıldı. Trabzon’da belli örgütlenmeler olduğu ortaya çıktı. Ve yine bir sürü soru işareti havada kaldı. Hrant Dink cinayetini de 18 yaşından küçük bir çocuk işlemişti. Ama onu azmettiren ya da “örgütleyen” kişi daha önce hamburgerci bombalayarak eğitilmiş, ama birçok çocuğun yaralanmasına rağmen birkaç ay hapisle kurtulmuştu.

Bomba öldürücü bir bombaydı, birçok çocuğun ölmemesi büyük bir şanstı ama bu şahsa “taamüden cinayete teşebbüs” maddesi uygulanmadığı gibi örgütsel ve siyasi bağlantıları araştırılmamıştı.

***

Geliyoruz Malatya’daki vahşete. Şu ana kadar bu olaya yine “başıbozuk birkaç gencin deliliği” görüntüsü yapıştırılmaya çalışılıyor.

Ama bu gençlerin daha önce kuru sıkı silahlarla talim yaptıkları, emniyetin bunu tespit etmesine rağmen haklarında bir işlem yapılmadan salındıkları anlaşıldı. Emniyet, neden silah talimi yaptıklarını, herhangi bir örgütle bağlantıları olup olmadığını merak etmemiş, araştırmamış; nasihat edip gençleri salmıştı.

Bütün bunlara Hrant Dink’in katilinin karakolda kahraman muamelesi görmesini, onun örgüt ağabeyinin polis tarafından götürülürken “Orhan Pamuk akıllı olsun” diye bağırma cesaretini göstermesini de eklediğimizde ortaya ne kadar korkunç bir tablo çıktığını görebiliriz.

O zaman asıl soruyu soralım: Bu ülke, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti bu çetelere mi bırakılacak?

Bu karanlık çevrelerin Türkiye’yi, Türk halkını karanlık geleceğe sürüklemelerine izin mi verilecek?

Bu sorulara verilecek cevap gerçek vatanseverliğin, milliyetçiliğin göstergesidir.

*****

Not: Ankara’da zaman
Ankara’da herkes herkesle görüşüyor. Bu kadar çok görüşmeden sağlıklı sonuçlara ulaşılması kolay değil. Görüşmelerde aşağı yukarı neler konuşulduğunu tahmin etmek mümkün. Çünkü Ankara’yı bilenler şunu da bilir ki bu görüşmelerde herkes karnından konuşur, karşısındakine gerçek düşüncesini, gerçek hedefini söylemeden kendine göre “cinlikler” yapar.

Sonuçta da çok daha kolay çözülebilecek sorunlar aşırı karmaşık, içinde çıkılmaz hale gelir. Ankara zamanı böyle geçirir.

DİĞER YENİ YAZILAR