Amerikan Kongresi yine “Ermeni soykırımı” kararını çıkarmak istiyor, Başbakan telefon görüşmeleri yaparak sorunu atlatmaya uğraşıyor.
Fransa Dışişleri Bakanı Ankara’da, konulardan biri de Fransa’da şimdilik askıda olan “soykırımın reddini” yasaklayan kanun. Bu kanun İsviçre’de çıktı ve uygulanmaya başladı.
1915’te yaşanan trajediyi, Nazilerin Yahudi soykırımıyla ilgili genel kabulün yanına yerleştirme girişimleri kolay kolay sona ermeyecek.
Biz de her yıl aynı korkularla yaşamaya devam edeceğiz. Dünyadaki yaygın kanı, bizim meseleye yaklaşımımızla ve kendimizi savunma tarzımızla, 1915 olayının sorumluluğunu vicdanen taşıdığımız yönünde.
Durum bu kadar açık ve Türkiye’den bu meseleyi savuşturma yönünde atılan her adım da tam tersine, dünyadaki yaygın inancı besliyor.
Her yıl aynı faaliyetlerle içimiz sıkılırken bir kez daha kendimize dönüp “nerede yanlış yapıyoruz” sorusunu sormayı sürekli erteliyoruz. Bu soruyu sorduğumuzda, 1915 olaylarıyla ilgili duruşumuzu sorgulamaya başlayacağız. O zaman belki bu meselenin yarattığı ağırlıktan kurtulma yönünde adım atabileceğiz. Oysa bugün en basitinden, Ankara’da meselenin “takipçisi” olarak görevlendirilmiş olan kurumun başındaki kişilerin her beyanları bütün ülkeyi biraz daha “sorunlu” hale getiriyor.
“1915 öncesinde Ermeniler daha fazla Müslüman öldürdü” gibi bir iddiayı kanıtlama yolunda en olmadık girişimlerde bulunulduğu sürece kimseyle herhangi bir tartışma içine girmeniz mümkün değildir.
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin 1915’te yaşananlar konusunda bir sorumluluğu ve vicdani yükü olmadığını göstermek üzerine kurulu bir politikada ilerleme sağlanamadığı sürece Türkiye ve Türk halkı sürekli suçlamalara muhatap olacaktır.
Amerikan Kongresi’nin soykırım kararı belki bu yıl da atlatılır, ama gelecek yıl mesele yine aynı şekilde yaşanacaktır. Fransa’da o kanun belki çıkmayacak, ama Fransızların ve dünyanın konuyla ilgili görüşü bu nedenle değişmeyecektir.
Dünyanın 1915 olaylarıyla ilgili kanaatini değiştirmek için önce bu olaya kaba milliyetçilik ve “suçluluk telaşı” olarak görülen anlamsız kanıtlarla bakmaktan vazgeçmek zorundayız. Belki böylece bu topraklarda yaşanmış onca trajediden birinin bugün hâlâ kabus olmaya devam etmesini önleyebiliriz.

