Haberin Devamı
Yargıya güveniyor musun?.. Bu soru, kamuoyu araştırmacıları tarafından sade vatandaşlara sorulduğunda cevabı çoğunlukla “evet” çıkar.
Şu anda, yargıç, savcı ve avukat olanlar ellerini vicdanlarına koysunlar ve şu soruya cevap versinler: “Türk halkı Türk yargısına güveniyor mu?”
Cevap bellidir, bu yapının içinde yer alan herkes de doğru cevabı bilmektedir.
Vatandaşını korumak üzerine kurulmamış, tam tersine bir mantıkla işleyen bir yargı düzenine güvenmek için ülke gerçeklerinden bayağı kopuk olmak gerekiyor.
Aslında Türkiye’yi yönetenler de bu gerçeği pekâlâ biliyor. Bildikleri içindir ki neredeyse kırk yıldır “yargı reformu” diye bir konu gündemde.
Ergenekon davalarının bir faydası da, bu gerçekten uzak kalmış bir “beyaz Türk” grubunun da var olan yargı düzeninin çarpıklıklarını görmüş olmasıdır.
Bu “beyaz Türk” grubu, aydınlar, solcular, Kürtler ve askeri rejim mağdurları sistemden şikâyet ederken o sesleri duymamış, duymazdan gelmiş, ama Ergenekon davaları sayesinde yargının nasıl işlediğinin farkına varmıştır. Gerçi bu durumun sadece bu davalar için geçerli olduğunu düşünen, sistemin bütün vatandaşları ezdiğine inanmayan bir “aşırı beyaz Türk” grubu da mevcuttur. Ama sonuçta onlar bile “uyandı.”
Yargının işleyiş mantığının “devleti korumak” üzerine kurulu olması “devlet koruyucularına” yeterli gelmediği için devlet güvenlik mahkemeleri kurulmuş, istendiği gibi işleyip işlemediğinin bizzat denetlenmesi için de bu mahkemelere asker kişiler de üye olarak konulmuştu. Sonra askerler üyelikten ayrıldı, sadece sivillerden oluşan bu özel mahkemeler devleti vatandaşlarından korumaya devam etti.
Yargı sisteminin sade vatandaşın herhangi bir sorunu söz konusu olduğunda çözüm aramasıyla ilgilenmeyen irade, “özel durumlar” için “özel yetkili mahkeme” sistemini icat etti.
Bugün medeni dünyada geçerli vatandaşını koruyan, vatandaşına “hizmet veren” yargı mantığı bizde henüz varlık bulamadığı için “siyasi irade” sistemi değiştirmekle ilgilenmek yerine özel durumların özel yetkili mahkemelerle yargılanmasını tercih etti.
Bu tercihin, mevcut çarpık sisteme bir çarpıklık daha eklediği, zaten siyasetle iç içe yaşama geleneğine sahip bir yargı düzenine yeni sorunlar ekleyeceği göz ardı edildi.
CHP’nin dün verdiği önergeyle, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını talep etmesi son derece yerindedir ve hemen yapılmalıdır. Bunun yeterli olmadığına da kuşku yoktur. Bütün mahkemelerin siyasi rüzgârlardan etkilenmeden “özel yetkili” gibi çalışabileceği, savcıların soruşturma ve kovuşturmaya hâkim olabileceği ve tabii ki en önemlisi sistemin “devleti değil vatandaşın hakkını korumak” yönünde zorlanacağı bütün adımların acilen atılması şarttır.
Kırk yıldır yapılamayan yargı reformunu da bu araya mı sıkıştıracağız, diye soranlara verilecek “evet”ten başka bir cevap yoktur. Yeni bir anayasayla sivil-demokratik bir düzenin temelini atıyorsak bunun vazgeçilmez ayağını, yargı reformunu da onun yanına eklemek zorundayız. Halkın güvendiği, güvenebileceği bir yargı düzenine yönelmek de halktan çok büyük destek alacaktır.

