Hem muhafazakâr hem demokrat?

Haberin Devamı

Yirminci yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran Soğuk Savaş yılları, Batı için aynı zamanda bir demokratik mücadele dönemi oldu. “Komünizm tehlikesine karşı faşitlerle de işbirliği yapılabilir” fikri giderek silindi, merkez ve merkez sağ siyasi hareketler de “demokrat dönüşüm”lerin içinde yer almak zorunda kaldı.

Batı’da merkezin ve merkez sağın “demokrat” yanı gelişirken, Türkiye’de aynı konumdaki siyasi parti ve hareketler için, hatta merkez sol ve radikal sol için “demokratik dönüşüm” süreci oldukça geriden seyretti.

Türk merkez ve merkez sağının “muhafazakâr” ve “otoriter” kimliği, askeri müdahalelerde ve genel olarak tüm demokrasi meselelerinde ağır bastı.

***


AKP, kuruluşundan itibaren kendisini “muhafazakâr demokrat” olarak niteledi. Kendisinden önceki koalisyon hükümetinin başlattığı “Avrupa Birliği reformları” yolunda önemli adımlar atarken “demokrat” bir görüntü verdi ve bunun karşılığını gördü. Askeri darbelerden bıkmış olan Türk toplumu, AKP’nin sekiz yıllık iktidarı boyunca açık tavırlar aldı. İlk kez askeri darbe girişimlerinin yargı önüne çıkarılması da hep AKP’nin demokrasi hanesine puanlar ekledi.

“Muhafazakâr” ve “demokrat” kavramları, aslında bir arada yaşaması zor olan “ruh halleri”ni tanımlayan kavramlardır.
“Muhafazakâr” sıfatı tutuculuğu, geleneksel değerlere bağlılığı gösterir.

Demokrat sıfatı ise, ileriye dönüklüğü, bütün değerlere ve bütün insani hak ve durumlara saygıyı gösterir.

Türk toplumu, birbirine karşıt gibi görünseler de esas olarak ikisi de muhafazakâr iki yapı içine hapsedilmişti.

Bu iki yapının da aslında tek seçeneği olan “demokratik seçenek” Türk toplumunun önüne oldukça geç çıkmıştır. İki muhafazakâr yapının da Türk toplumunu dünyadan uzak tutma çabaları sayesinde bu gecikme ikisinin ortak başarısı olmuştur.

***


Bu çelişkiyi merkez sağ partiler, hem muhafazakâr hem demokrat olabilme konusunda her zaman muhafazakârlığı seçerek çözmüşlerdir. Demokratlığı terk etmek bütün merkez sağ siyasiler için en kolay yol olmuştur.

Şimdi AKP de aynı kavşağa gelmiş görünüyor.

Türk toplumunun geçirdiği aşamalar, AKP’ye kendisinden öncekiler kadar rahat bir ortam sağlamıyor. Türk toplumu demokrasinin nimetlerini tanımıştır, dünyayı görmekte, gelişmeyi anlamaktadır.

AKP bu yol ayrımında, muhafazakârlığı seçerse, kendisinden önceki merkez ve merkez sağ partilerin yoluna girmiş olur ki tarih bir kez daha tekerrür eder. Karşısında başka bir “demokratik seçenek” olmaması da AKP’nin yanlış istikameti seçmesine yol açabilecek en olumsuz koşul olarak hâlâ mevcut.

DİĞER YENİ YAZILAR